Puan vermedi
Kül ve Gözyaşı Diyarı / Tuğçe "Kayıplar ne kadar can yakıcı, ne kadar umut kırıcı ve ne de düşünce kırbaçlayıcıydı." Merhabaalar, yeni bir fantastik seri keşfettim. İlk kitabını okuyup hemen size anlatayım dedim. Serinin ilk kitabı olmasıyla birlikte daha çok evrene ve karakterlere odaklanacağımız bir kitao olduğunu söylemeliyim. Fantastik kitaplar benim için bir konfor alanı, siz fantastik kurgular okumayı seviyor musunuz? Nancy, ailesiyle birlikte kasabanın birinde yaşıyor. Geçimini ise kazı yaparak, kazıda bulduklarını satarak kazanıyor. Babasıyla yine bir gün kazıya çıkıyorlar ve şanslarına sandık gibi bir kutu buluyorlar. Ah o kutuda ne var bir bilseniz. Bir kolye var ben size söyleyeyim lakin öyle sandığınız gibi bir kolye değil. Satmak için pazara gidiyor kızımız ve tabi ki başına bir şey gelmese olmaz. Bu kolyeyi çaldırıyor. İşte olaylar buradan patlak veriyor ve bizi heyecanlandıran bir maceraya yol alıyoruz. Yeni yazarların kalemini tanımayı ve Türk yazarlarımızdan fantastik kitap okumayı çok seviyorum. Tuğçe hanımın kalemiyle de yeni tanışma fırsatı buldum. Benim için önemli olan şeylerden bir tanesi kesinlikle kurulan evren. Yazarın kurguladığı o boyutlara ayrılan evren bence çok keyifliydi. Başka boyutlarda neler olabilir düşüncesiyle heyecanlanmadan edemedim. Bence uzun soluklu olabilecek bir evren, çok maceralar okuruz diye düşünüyorum. Yazar özellikle merak unsurunu ön planda tutmuş, evrene karşı karakterlere karşı merakımı cezbetmeyi başardı. Nancy ana karakterimiz. Başlarda o kadar şaşırdı ki olaylara ona hak vermeden edemiyorum. Kızcağız hiç bilmediği şeyler öğrendi ve şok yaşaması normal bence. Yine de kitabın devamında olayların farkına varıp kendini keşfetmesi güzeldi. Ne çok hızlı ne çok yavaş tam dozunda bir karakter gelişimi okuduğumu
Kül ve Gözyaşı DiyarıTuğçe Delen · Memphis Yayınları · 202310 okunma
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 166. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:00
"ÖZGÜRLEŞEN GÖKYÜZÜ" "Adı Zahra'ydı. Sandık açıldığında ilk gördüğüm şey sadece onun gözleriydi; yaşayan tüm canlılarınkinden daha büyük, devasa altın küreler, bir yırtıcının öldürücü bakışıyla üzerime dikilmişti. O yuvasından koparılmış, bir yaşında bir yavru kuştu; şimdiden ölümcül ve devasaydı. Bense on sekiz yaşında, minyon, yaralı, aşırı kaygılı bir kadındım. Ter ellerimi, ağır deri iş eldivenleri ve kararmış bir pullu yelek içindeki vücudumu kaplamıştı. Daha ilk günden ölen rokh terbiyecileri olurdu. Başıma gelse, yerimi başka bir çırak alırdı." Rokh kuşları avlarını uzaklara taşımazdı ama annem bunu bilmiyordu. Çocuk yaşta bir mantikor saldırısında annesini ve kardeşini kaybeden Ester'in hikâyesi, klasik bir intikam destanı gibi başlasada yazar, bu tanıdık motifin üzerine öyle derin duygusal katmanlar ekliyor ki, kitap bitip de gökyüzüne baktığımızda kanat seslerini duyuyoruz âdeta. Bir mantikorun annesini ve küçük kardeşini öldürmesiyle Ester'in ailesi parçalanır. Geriye babasının acı dolu sessizliği ve ailesini elinden alan canavarları öldürmeye yönelik güçlü bir arzudan başka bir şey kalmaz. Saldırıdan sağ kurtulan Ester, yıllar sonra mantikorlarla mücadele eden seçkin Rokh terbiyecileri arasına katılınca Zahra adlı güçlü bir Rokh kuşuyla eşleşmesi, hayatının dönüm noktası olur. Başlangıçta eğitim zorlu. Çünkü bu sadece bir kuşu terbiye etme meselesi değil; Ester kendi içindeki vahşi yaratıkla da yüzleşiyor. Öfkesi, korkusu, acısı, içinde yeşeren bitmek bilmeyen intikamıı... Tüm bunları Zahra'ya aktarmadan, onunla gerçek bir bağ kurmayı öğrenmesi ise zaman alıyor. Etkileyici olan şey ise: Ester, Zahra'yı kontrol etmeyi değil, onunla dans etmeyi öğreniyor. İmparatorluğun büyük mantikor avına seçildiğinde, Ester artık farklı biridir. Arkadaşları Darius ve
Edebiyat
Özgürleşen GökyüzüFonda Lee · Eksik Parça Yayınları · 20265 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 17:10
Bu kitap güzeldi. Kitabın içinde Hz.Musa'nın hayatı anlatılıyordu. Mısırlı insanların Firavunu tanrı olarak sanatlar. Ona hizmet ederler. Firavun bir gün rüya görer bunu rüya tabircilerine sorar ve rüya tabircileri ona İsrailoğulları soyundan gelen bir bebek seni öldürecek der. Firavun bundan sonra İsrailoğullarının yeni doğan bebeklerinin hepsini öldürürler. Hz.Musa doğduğunda onu fark etmezler ve Allah Cebrail aracılığıyla Hz.Musa'yı bir sandığı koyup bir denize bırakmasını söyler. Deniz bir gün Firavun askerleri tarafından görülür, sandığı açtıklarında içinde bebek görürler. Askerler o bebeği öldürmez çünkü bebek çok tatlı ve çok güzelmiş ve Firavun'a hemen haber verirler. O bebeği öldürmezler çünkü Firavun'un eşi Asiye hatun bebeği öldürmemesi için Firavundan talepte bulunur. Uzun lafın kısası Hz. Musa'ya bakarlar. Birgün bebek Firavuna hoşlanmadığı bişey yapar ve Firavun onu öldürecek olan bebeğin bu olduğunu düşünür. Hz.Musa büyür. Allah ona peygamberlik görevi verir, Tevrat kutsal kitabını indirir. Hz.Musa insanlara Firavunun tanrı olmadığını Allahın mucizeleri ile kanıtlar. Fakat insanlar inanmaz ve ona büyücü derler. Hz.Musa ve İsrailoğulları eski yurtlarına dönerlerken Firavun onları takip eder. Hz musa asasını yere vurarak denizi ikiye ayırır hem Firavun hemde askerleri ölür. Fakat hala insanlar ona inanmazlar. Kitabın dili anlaşılır biçimde yazılmış. Hz.Musa'nın hayatını merak edenlere öneririm.
Nehirdeki SandıkAhmet Yılmaz Boyunağa · Timaş Yayınları · 201663 okunma
Kabuğun Altında Kalanlar
9/10
·141 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Rüveyda Şener'in ikinci kitabı Kabuğun altındaki. Edebiyat dünyasında Dilsizler Bandosu eseriyle ismini duyuran yazar, yeni kitabını bu güçlü kökler üzerinde büyütüyor. İnsanların da ağaçlar gibi tutunacak bir vatan aradığı, gövdesine kazınan isimlerle yaralandığı, her sonbahar kaybedip her bahar yeniden doğduğu gerçeğini Kabuğun Altındaki 16 güçlü öyküyle dillendiriyor. Zahmetsizce oluşturulduğunu düşündüren sağlam kurgular, bir yerlerden aşina olduğumuz karakterlerin inandırıcılığını artırıyor. Eseri okurken Türkçenin parıltısıyla gözlerimiz kamaşıyor. Usta bir şoför gibi kullandığı kelimeler hikayeye istikâmet kazandırıyor. Dileriz bu velud kalem uzun yıllar yazmaya devam eder. Kabuğun Altındaki her yara ölümcül olmayabilir, yaşamak için sadece fedakarlık yapmak gerek diyerek,16 öyküyü içine alan Kabuğun Altındaki kitabının ilk öyküsü olan Bir Adım Öne'ye geçiyoruz. "Soluk soluğa uyandığı nice uykunun celladı, rahat bir vicdanınsa yargıcı olmuştu." Gaflet anları, insanın boynuna yağlı bir urgan gibi geçer ve unutmaya çalıştığı her an, her köşebaşında insanı yakalar. Öyküde de yer tutucu gencin aklında sadece baklava desenli atkıyla yer tutan bir ölü vardır. Bir gün çıkıp gelir ve katiline hesap sorar. Yazarın paylaştığı epigraftaki gibi zaman ölüleri gömer ve ansızın önünüze atacağı anahtarı kendinde saklar. Kumda Aslan Pençeleri; grafoloji denilen el yazısı üzerinden kişilikleri okuma ilmine yönelik, şizofreni özelliği gösteren bir ruhun hezeyanlarını ele alıyor. Yazarın psikolojik danışman olması karakterin paranoid hayallerinin anlatımını güçlü kılarken çağımız insanına da ayna tutuyor. Diploma, kurs, eğitim, kamp, etkinlik peşinde koşan buna rağmen arzu ettiği yaşama kavuşamayan modern insan çıkmazlarına... Üstelik belgeler çoğalsa da elalemin ilk basamağı
Edebiyat
Kabuğun AltındakiRüveyda Şener · Şule Yayınları · 20259 okunma
9/10
·88 syf.··
2026 85. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 21:15
Bazı yazarlar var ki, her okuduğumda yeniden kendine hayran ediyor, tüm kitaplarını okuyup bitirmeliyim hissi bırakıyor. Sema Kaygusuz’un anlatılarındaki kurgu kıvraklığı, gündelik olanın içine sızan tekinsizlik ve dilin yer yer pürüzlü, yer yer yoğun dokusu birleşince metinler güçlü bir okuma hazzı veriyor. Dili kullanmadaki ustalığı, metnin sadece bir anlatı olmaktan çıkıp başlı başına bir deneyime dönüşmesini sağlıyor. Bu kitabı da, tıpkı diğerleri gibi, aynı hayranlıkla okudum ve çok sevdim. Bu arada Storytel'den dinledim, harika seslendirme için ayrıca Tilbe Saran'a teşekkür ederim
Sandık LekesiSema Kaygusuz · Metis Yayıncılık · 20211,268 okunma
9/10
·252 syf.··
2026 27. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 10:00
Northanger Manastırı’nı okurken şunu net bir şekilde fark ettim: Bu kitabı, Gurur ve Önyargı’dan daha çok sevdim. Gurur ve Önyargı’yı sevsem de Northanger Manastırı beni çok daha fazla merakta bıraktı. Hikâye boyunca “bir şey olacak mı, şimdi ne çıkacak?” diye diye okudum ve bu duygu son sayfaya kadar kaybolmadı. Özellikle Catherine’in hayal gücünün iyice çalıştığı bölümlerde, ben de onunla birlikte beklentiye girdim. Sandık sahnesinde açıkçası “acaba gerçekten başka bir şey mi çıkacak?” diye düşündüm. O gotik hava bir an için insanı kandırıyor ama Jane Austen tam da bunu yapmak istiyor zaten. Neyse ki olaylar karanlık bir yere gitmedi; kitabın o hafif, ironik ve eğlenceli tonu korunmuş oldu. Genel olarak Northanger Manastırı benim için sürükleyici, yer yer gülümseten ve okurla bilinçli şekilde dalga geçen bir roman oldu. Jane Austen’ın daha klasik ve romantik anlatılarını seven biri olsanız bile, bu kitabın farklı havası bence kesinlikle şans verilmeyi hak ediyor.
1000Kitap
Northanger ManastırıJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,722 okunma