ᥫ᭡ DuruMavii'nin kalemiyle daha önce Fırtına Zamanı sayesinde tanışmış ve gerçekten çok sevmiştim. Bu yüzden Kızıl Gece'ye de büyük bir merakla başladım ve yazar yine beni yanıltmadı.
Kitap, Rozelin kan vermek için gittiği bir vakıfta bayılmasıyla başlıyor. Gözlerini açtığında ise artık bildiği dünyada değil kendisini kuralları, dengeleri ve insanları tamamen farklı olan fantastik bir evrenin içinde buluyor. Üstelik daha bulunduğu ortama alışmaya çalışırken, açıklayamadığı çok daha büyük bir gerçekle yüzleşiyor HAMİLE olduğunu öğreniyor. İşte tam o anda benim de kafamda onlarca soru oluştu. Nasıl olabilir?Bu çocuk kimden?Rozelin böyle bir geçmişi yokken bütün bunlar neden yaşanıyor?Kitabın en büyük merak unsurlarından biri de tam olarak bu.
Bir yandan taht mücadeleleri,veliaht meselesi, güç savaşları ve bitmek bilmeyen entrikalar yaşanırken, diğer yandan Rozelin bu karmaşanın ortasında hem hayatta kalmaya hem de başına gelenleri anlamlandırmaya çalışıyor.Bu yolculukta karşısına çıkan Biran ise kitabın en dikkat çekici karakterlerinden biri. İlk andan itibaren gizemini hissettiren, ne yapacağını asla tahmin edemediğiniz, zaman zaman güvenmek istediğiniz ama bir o kadar da temkinli yaklaştığınız bir karakterdi.Onun olduğu sahneleri ayrıca keyifle okudum.
Kitapta en beğendiğim noktalardan biri ise fantastik evrene geçişin çok başarılı işlenmiş olmasıydı.Bazı fantastik kitaplarda yeni kurulan dünyaya alışmak zaman alabiliyor ya da okurken kopukluk hissedebiliyorsunuz.Burada ise öyle bir durum yaşamadım. Yazar o geçişi ve kurduğu evreni oldukça doğal bir şekilde aktarmış. Ne gereksiz ayrıntılarla boğuyor ne de okuru boşlukta bırakıyor.Sayfalar ilerledikçe evreni tanıyor, karakterlerle birlikte siz de o dünyanın bir parçası oluyorsunuz.
Açıkçası hem merak duygusunu
Bazı popüler kitapların arasında eriyip gitmese çok çıkış yapacak kitaplardan biri olurdu bana kalırsa. Ben kitabı edebi olarak zengin buldum. Benim zevkime çok yakın bir kalem olduğundan okuması çok keyifliydi. Felsefi yönleri de çok kuvvetli. Sürekli bir heyecan duygusu içinde okudum, merak ettim, okurken sıkmadı. Çok şaşırtıcı bir son değildi ama ağır bir toplumsal eleştiri kitabıydı. Belki bu toplumsal eleştiriyi daha derin okumak biraz daha keyif verebilirdi. Hüthüt kuşu çoğu zaman şans olarak tabir edilir ve bu kitapta neden bu kuşun adamı ölüme çektiğine başta anlam verememiştim. İşin derininde bu şans kuşu, iki masum canı kurtardı. Bu metafor da çok güzel kullanılmıştı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Reika'nın yerine o kadar hızlı geçti ki okuması çok zevksiz oldu. Bu yüzden yarım bırakıyorum ama belki daha sonra tekrardan bir şans veririm, şu an vakti değilmiş belli ki.
Kalp Sorunları serisinin üçüncü kitabı olan Aşk Meleği'nin Suçları, benim için serinin ruhunu koruyan, bol kahkahalı, romantik ve aksiyon dolu bir final kitabı oldu. İlk kitaptan beri Emelle'nin macerasını büyük bir keyifle takip ediyordum ve bu kitapta onun geldiği noktayı görmek oldukça güzeldi.
Emelle, şimdiye kadar okuduğum en eğlenceli fantastik roman karakterlerinden biri olabilir. Bir Aşk Meleği olarak yıllarca kimsenin onu göremediği, ona dokunamadığı ve onunla iletişim kuramadığı bir hayat yaşamış olması, karakterini çok farklı bir noktaya taşıyor. Fiziksel bir beden kazandıktan sonra hayatın en basit şeylerini bile ilk kez deneyimlemesi hem komik hem de oldukça sevimliydi. Yemek yemek, sarılmak, dokunmak, yürümek gibi sıradan görünen şeylerin onun gözünden anlatılması hikâyeye ayrı bir renk katıyor. Emelle'nin olaylara verdiği tepkiler, yaptığı yorumlar ve özellikle etrafındaki insanlara taktığı lakaplar boyunca beni sık sık güldürdü.
Bu seride en sevdiğim şeylerden biri reverse harem temasının yalnızca romantizm üzerine kurulmaması. Emelle ile eşleri arasındaki bağın zaman içinde gelişmesini, birbirlerini tanıyarak ve güven oluşturarak ilerlemelerini okumak çok keyifliydi. Ronak, Lore ve Declan'ın her biri farklı kişilikleriyle hikâyeye katkı sağlıyor. Hiçbiri birbirinin kopyası değil ve bu da ilişkilerin daha gerçekçi hissettirmesini sağlıyor. Özellikle Ronak'ın sert tavırlarının altında sakladığı duygular ve Emelle ile olan gelişimi benim için kitabın en güçlü noktalarından biriydi. Onu kazanmak kolay değildi ve belki de bu yüzden en sevdiğim karakter oldu.
Kitap boyunca romantik sahnelerin yanı sıra aksiyon ve gerilim de oldukça ön plandaydı. Yaklaşan savaşın etkileri, siyasi oyunlar, ihanetler ve geçmişten gelen hesaplaşmalar hikâyeye sürekli hareket
Yanık Buğdaylar, modern hayatın karmaşasından, hızından ve yabancılaşmasından yorulan okurlar için adeta bir sığınak niteliğindedir. Kaybedilen değerleri, komşuluk ilişkilerini, dürüstlüğü ve en önemlisi ümidi yeniden hatırlatır.
Eğer kütüphanenizde hem kalbe dokunan, hem de insana kendi iç dünyasını sorgulatan yerli ve milli motiflerle bezeli bir eser arıyorsanız, bu romana mutlaka şans vermelisiniz.
Yanık BuğdaylarAhmed Günbay Yıldız · Timaş Yayınları · 20254,429 okunma
Alex Schulman, Malma İstasyonu’nda hayran kaldığım o döngüsel ve melankolik tarzını 17 Haziran’da da sürdürüyor.
Kitap, tüm hikayeyi derin bir sözün etrafında şekillendiriyor; hayatı o söze göre anlatıp, o can alıcı lafı en sonunda karşımıza çıkarıyor. Taşların yerine oturduğu ve adını romana veren "17 Haziran" bölümü ise kitabın kesinlikle en vurucu, en sarsıcı yeri.
Genel olarak çok başarılı ve etkileyici bir yüzleşme hikayesi olsa da benim favorim hâlâ kurgusu ve bıraktığı o derin hisle Malma İstasyonu. Yine de Schulman tarzını sevenlerin kesinlikle şans vermesi gereken bir roman.