Memed başkahraman olsa da, bu romanın gerçek merkezî karakteri hikâyenin geçtiği toprakların ta kendisidir.
Çorak ama büyüleyici olan bu ülkeyi, Kemal öylesine güçlü bir betimlemeyle aktarır ki, gündoğumları ve günbatımlarının yaprak döken, uhrevi güzelliği tüm ülkeyi bir renk, doku ve ton cümbüşüne dönüştürür. Bu ışık, köylülerin umutsuz hayatına bile bir parça aydınlık serpmiş gibidir. Yaşar Kemal’in doğayı anlatımında neredeyse dinsel bir hava vardır; bu topraklar adeta kutsaldır — işçilerin, köylülerin sırtında taşıdığı bu topraklar. Hatta çakırdikenleri bile güneş ışığında kutsal bir şeye dönüşür:
Bazı anlarda, roman sanki güneş ışığına bulanmıştır.
Hiç bitmeyen bir parlaklık, toprağın, dağların, bataklıkların ve derelerin üzerine dökülürken; mor, mavi, yeşil ve keskin bir sarının tonları birbirine karışır.
Bunun zıttı olarak da, dünyanın daha soğuk ve karanlık bir yer hâline geldiği solgun bir ay ışığı vardır — ama bu karanlık, daha narin ve geçici bir güzelliğe sahiptir.
Eğer güneş ışığı doğayı dönüştürüyorsa, ay ışığı da onun güzelliğini ortaya çıkarır ve derinleştirir; dünya, hüzünle dolu bir denizin içinde boğuluyor gibidir, ve bu hüzün karakterlerin üzerine dalga dalga çöker.
Başkarakter Memed, yerel köylüler için adeta bir Robin Hood figürüdür — ağaların zulmü altında ezilenler için bir umut ışığı.
Romanın ana düşmanı ise acımasız toprak sahibi Abdi Ağa’dır.
Her ne kadar karakterler başarılı şekilde çizilmiş olsa da, asıl önemli olan neyi temsil ettikleridir:
Güçsüz köylüler — ki onların değişken korkaklığı, Abdi Ağa gibi zalimlerin onları ezmesine olanak tanır.
Abdi Ağa ve Ali Safa Bey gibi toprak sahiplerinin açgözlülüğü, köylülerin sefaletinin başlıca sebebidir.
Memed ise bir semboldür — zulmün mengenesini kıracak anahtar, ve efendilerinin sürekli