Moya Bey ile tanıştığım kitap. İsmi ve kapağı ilgimi çektiği için almıştım; iyi ki de almışım. Kitap annesi vefat ettikten sonra cenaze ve miras işleri için yıllardır gitmediği ülkesine geri dönen bir tarih profesörünün ülkesine ve ülkesine dair her şeye duyduğu derin “tiksinti”yi anlatıyor. Tüm metin, profesörün bir barda arkadaşıyla konuşuyormuş gibi aktarıldığı uzun bir monologdan oluşuyor. Fazlasıyla yineleme var, ancak yorucu bulmadım.
Kitabı benim için asıl ilgi çekici kılan şey ise yayımlandıktan sonra yarattığı etki. Yazar ölüm tehditleri almış ve ülkesine geri dönememiş. Çünkü kitapta halkın cahilliği, yediği yemekler, eğlence anlayışı, yaşam tarzı—kısacası değer verdiği her şey—çok sert bir dille eleştiriliyor. Daha ilk sayfalardan itibaren bu hissi açıkça görüyorsunuz:
“…gezegende onca yer varken şansıma burada doğmuş olmak bana dünyanın en zalim ve insanlık dışı şeyi olarak görünüyordu, yüzlerce ülke arasında en kötüsünde, en aptalında, en cahilinde doğmuş olmayı asla kabullenemedim, bunu asla kabullenemedim…”
Bunun gibi 80 sayfa hayal edin, şimdi halk nasıl kızmasın? Ama ben Moya’yı hissettim, anladım. 23. sayfada dediği gibi:
“…bir dakika daha dayanamayacağım, tiksintiden, derin ve şiddetli bir zihinsel septisemiden ölebilirim…”
“Zihinsel septisemi”. Bu tabiri çok sevdim. Bazen sizi rahatsız eden bir düşünceyi zihninizde büyüttükçe büyütürsünüz, onu gerçekliğin ötesine taşırsınız. Kendinizi daha da dolduruşa getirirsiniz. Ve eğer bu kısır döngüyü kıramazsanız, o düşünce sizi içeriden zehirlemeye başlar; “zihinsel septisemi” yi yaşarsınız. Üstelik bu farkındalığa sahip az sayıdaki insandan biriyseniz, bunu daha da ağır yaşayabilirsiniz.
Kitabı ve bu tiksintiyi anlamak için biraz El Salvador'dan bahsetmeli. El Salvador dünyaya çeteleri,