Kalbinde biri var mı dediler var dedim, kim o şanslı dediler. Başkasına yâr yüreğime yara diyemedim.
1000Kitap
Ne kadar şanslısınız?
Hayatınızdan bir insan gittiğinde, geride güzel anıları hatırlatacak şarkılar kaldı ise size kendinizi şanslı sayın. Ben bu ara koca bir liste doldurdum,mutluyum.🌸
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kalp ve Şans
Ama temiz kalplilerin şanslı olduğunu söylemişlerdi! Peki neden temiz kalplilerin şansları ve günleri bu kadar kararmış?
Felsefe-Düşünce
İnsan öylece çocukluğunu arayıp da biraz olsun şanslı olmayı dileyemez.
Masal Masal Matıtas, Doğal Olanlar Neden Hep Bahtsız?
Geçen gün çizgi filmlerin o arkada dönen absürt dünyasını çekiştirmiştik ya, hani şu Tom'ların, Gargamel'lerin sadece kendi doğalarını yaşadıkları için nasıl günah keçisi ilan edildiklerini konuştuğumuz o masa... İşte o masaya bu sefer çocukken bizi uyutmak için anlatılan, ama büyüdükçe uykumuzu kaçıran o meşhur "masal kahramanlarını" davet ediyoruz..:) Ormanın Asıl Sahibi: Kırmızı Başlıklı Kurt Açılışı masal dünyasının en hakkı yenen, en yargısız infaza kurban giden misafiriyle yapalım: Kurt. Yahu bu adam ormanın yerlisi, kendi tapulu arazisinde, doğal yaşam alanında takılıyor. Bir kurdun doğasında ne vardır? Avlanmak. Sen elinde sepetle, kafanda kırmızı pelerinle (ki doğada avcı hayvanların dikkatini en çok çeken renktir) adamın bölgesine paldır küldür dalıyorsun. Kurt sadece doğasının gereğini yapıyor, biyolojik kodlarına sadık kalıyor diye hikayenin sonunda adamın karnına taşlar doldurup kuyuya atıyorlar! Soruyorum size; bir kere de o sepetten kurda bir dilim anneanne keki teklif edip orta yolu bulmaya çalıştınız mı? Hayır. Çünkü bu masal dünyası, kendi doğasını yaşayan dürüstleri sevmez; onları hemen "canavar" ilan eder. Kusura bakmayın ama bu hikayede kurt tamamen bir mülkiyet mağdurudur. Külkedisi: Doğal Seçilimin ve Pazarlamanın Zirvesi Gelelim o meşhur Sindirella’ya. Gece yarısı büyü bozulurken koca araba kabağa, atlar fareye, o şık elbise eski paçavralara dönüşüyor. Maddenin doğası gereği her şey aslına dönerken, ne hikmetse o cam ayakkabıya hiçbir şey olmuyor! Kusursuz bir illüzyon. O ayakkabı merdivende "kazara" düşmedi dostlar; Külkedisi o evden ve o üvey anne dırdırından kurtulmak için, insan doğasındaki o "statü atlama ve hayatta kalma" güdüsünü kullandı. Ayakkabıyı hedef odaklı bir şekilde oraya bıraktı. Prens de tüm krallığı elinde ayakkabayla kapı
Duygu ve Düşünce
Funda'dan...
Arafın ve Sokak Lambalarının Kuşağı: Y Bizler, dünyanın hem sonuna hem de başına yetişmiş, zamanın tam kırılma çizgisinde duran o tuhaf kuşağız. Çocukluğu masal gibi parıldayan, fakat yetişkinliği bir harabenin gölgesinde kalanlarız. Ne bir çemberin içine tam anlamıyla sığabildik ne de o çemberi tamamen kırıp dışarı çıkabildik. Hep bir eşikte, hep biraz arafta kaldık. Çocukken oyunların en güzelini biz oynadık. Sokak lambaları yanana kadar bitmeyen o telaşsız zamanların, diz kapaklarımızdaki yaraların, samimiyetten örülmüş dostlukların son tanıklarıydık. Düştüğümüz için oyundan ağlayarak çıksak bile, ertesi gün yine oyuna dahildik... Henüz ekranların ardına gizlenmemiş, göz göze, diz dize büyüyen son şanslı çocuklardık. Dostluğu da sevgiyi de o tozlu sokaklarda, hesapsızca öğrendik. Sonra büyüdük. Büyüdükçe dünya soğudu, ilişkiler biçimsizleşti. Çocukken en güzel arkadaşlıkları kuran bizler, yetişkinliğin en yıpratıcı ilişkileriyle sınandık. Kimimiz boşandı. Kimimiz, o eski ve temiz bağları hiçbir yerde bulamayacağını anlayınca yalnızlığı bir kale belledi. Kimimiz ise ne gitmeye cesaret edebildi ne de kalırken iyileşebildi; aynı evin içinde, aynı masada, aynı hayatta, sessiz bir yabancı olarak yaşamaya devam etti. Biz; geçmişin sıcacık aidiyeti ile bugünün soğuk gerçeği arasında köprü olmaya zorlanmış bir kuşağız. Çocukken en derinden gülen, büyüyünce acıların en koyu olanıyla tanışan o hüzünlü kalabalığız... Biz Y kuşağıyız. Sokak lambaları yanana kadar oyun oynayan çocuklardık; şimdi ışıkları açık evlerde bile kendimizi ait hissedemeyen yetişkinleriz. Ceplerimizde çocukluk bilyeleri, omuzlarımızda yetişkinliğin ağır yükü, kalbimizde ise hâlâ geç kalmış bir bahar umudu taşıyoruz. Çünkü biz Y kuşağıyız; Çocukluğumuzun güzelliğiyle avunup, yetişkinliğimizin