"Hadi şiir olalım, şairene olalım! Bu göğün yüzeyinde kusmuk yatıyor... Hadi halk olalım, ütopik, cennetlik şapşallar olalım! Ama mutlu olalım. Habisleri dışlayalım; yok olsun genleri, mezardaki solucan midesi! Hadi!"
Boşveresim geliyor her şeyi bazen. Fakülteyi, mesleğimi, ailemi, kedilerimi bile.. Her şeyden, herkesten, bütün bildiklerimden uzaklaşasım geliyor.. Bunu yapacak kudreti de buluyorum içimde inanır mısınız! Şimdi çekip gitsem başımın çaresine çok rahat bakabilirim biliyorum, kaybolsam yolu bulabilirim.. Ama hangi yolu? Hangi yolu yürümeye heves bu içimdeki? Neyin arayışı? Neyin hasreti?
"Sus!" diyorum sonra kendime. "Ne edebiyat yaptın gece gece. Sen Bihter Ziyagilsin! Aptallık etme!" diye sürdürüyorum. Araya farklı şeyler karıştırarak zip ediyorum düşünceleri. Zip.. hem 'sıçrama' hem de 'fermuar' demek, üstünü kapatmaya yönelik güzel bir betimleme oldu diyip tebrik ediyorum kendimi bir de.. Ama işte, 'sıçrama'nın 'zip' değil 'zap' olduğunu hatırlayarak bir posta da sövüyorum ingilizce hazneme.
"Gitmek gerek tabii uzaklara, dil öyle evde oturup iki yabancı dizi izlemekle olmuyor, gezmek, görmek gerek" diyorum, fikrim mantığıma uyuyor. Uykum geliyor, yat zıbar, deli deli konuştun yine diyorum.. Yatağa oturduğum anda bir de bu şapşallar bitiyor dibimde, sevdikçe mayışıyorum. Yok, yok gidilmez bu saatte, bu havada diyorum.. Hem hastan var yarın, iş güç beklemez, sağlık bu diyorum.. Sonra ne sağlıkmış arkadaş oku oku 6 senedir bitmedi diyorum.
Ne çok şey diyorum ya.. Bir susmadın be iç ses diyorum. 'İç ses' diyince de Didem Madak geliyor aklıma, "İç ses, bu bahsi kapa!" diyorum.. Kapatıyorum.
dışarıda 3 siyah yavru kediye bakıyorduk bu şapşallar bizim evin kapısına kadar gelmeyi öğrenmişler sonra bugün de dışarıdan miyav sesi gelince dedim bunların mama saati baktım ikisi yok neyse verdim mamayı eve giricem apartmanın yukarısından kedi sesi bir baktım şapşallar en üst kata çıkmış inmesini bilmiyorlar
bir daha indirdim bir de öyle sesliler ki sustur susturabilirsen, anlamadığım şey yani kapınızda miyavlayan kedileri hiç mi fark etmediniz?
Boris Strugatski , Jaroslav Hasek 'ten alıntılıyor.
''Hayat, sosyetik davranmanın öğrenileceği bir okul değildir. Herkes, kendi bildiğince konuşur. Teşrifatçı doktor Gum, 'Kadeh Başı' meyhanesinin sahibi Palivets'ten tamamen başka türlü konuşur. Bizim romanımız da salon züppelerine uygun değildir ve yüksek mevkilerde hangi ifadelerin geçerli olduğuna dair bilimsel bir kitap da değildir...
Bir zamanlar haklı olarak,sağlıklı eğitim almış bir insanın her şeyi okuyabileceği söylenmiştir. Doğal olanı ancak utanması olmayan kimseler, müşkülpesent şapşallar, rezil ve sahte bir ahlak anlayışına sahip ve muhtevaya bakmayan, ama hiddetle münferit kelimelere hücuma çıkan kimseler mahkum edebilirler.
Birkaç yıl önce, bir roman incelemesi okumuştum. Eleştirmen, yazarın yazmış olduğu şöyle bir şey yüzünden çileden çıkmıştı: 'Sümkürdü ve burnunu sildi.' Tabii bu, edebiyatın halka vermesi gereken bütün estetik ve âli ilkeleri ayaklar altına alıyormuş. Yıldızların altında ne eşekler doğduğunun en parlak olmasa da örneklerinden sadece biri bu...''
herkes bekletiyor birilerini
belki bulunur diye
daha iyi birileri.
bunun temaşasında
iki ileri bir geri
bir geri iki ileri
dolgun dudaklı,
hokka burunlu,
iyi gelirli derken;
kaybetti şapşallar
birbirlerini.