• 48 syf.
    ·1 günde·9/10
    Sarı Duvar Kâğıdı
    Charlotte Perkins Gilman

    Deli Dolu Yayınevi'nin çıkardığı karton kapaklı ve resimli, 46 sayfalı baskısından okudum kitabı. Daha sonra 115 sayfalı başka bir baskısını da okumayı düşünüyorum.

    Amerikalı ünlü feminist yazarın daha önce de Kadınlar Ülkesi adlı ütopik kitabını okumuştum. C. Perkins Gilman, ABD'nin ilk feminist yazarlarından ve bu iki kitabı da çok ünlü.

    Bu uzun öykü diyebileceğimiz kitap 1892' de yazılmış ve yazarın kendi öyküsü de diyebileceğimiz bir konuyu anlatıyor. Şimdi rahatlıkla doğum sonrası depresyonu diye adlandırılan bir rahatsızlığı olan ve yazmayı seven bir kadının öyküsü. Eşi ve kardeşi doktor olan genç bir kadın bu. Bebeği var. Fakat kadın depresyonda. Kocası onu seviyor, onunla ilgileniyor gibi görünüyor ama kadının yazarak kendini ifade etmesine izin vermiyor. Kasvetli bir evde istemediği bir odada üç ay geçiren kadın sonunda hastalığının daha da ilerlemesiyle deliriyor.

    Bu hastalığın hiç anlaşılmaması, kocasının maddeciliği ve duyarsızlığı, ilgi ve özen gibi gösterilen baskıcılığı kitabı okurken özellikle bir kadın olarak onu anlayabildiğim halde kocasının bir doktor olmasına rağmen zerre kadar kadın ruhundan ve ruhsal sıkıntılardan anlamaması sinir bozucu. Toplumsal olarak kadının ciddiye alınmaması sinirleri yıpratan bir haksızlık.
  • "Bu, yerinden kıpırdamayan muhtemelen yere çakılı koca yatakta uzanıyor ve her saat başı desenin devinimlerini izliyorum.Sizi temin ederim ki jimnastik kadar faydalı bir meşguliyet."
  • '' Bunları neden yazmam gerektiğini bilmiyorum.
    Bilmek istemiyorum.
    Bilebilecek gibi hissetmiyorum kendimi.
    John bunları saçma bulacak, biliyorum. Fakat neler
    hissettiğimi ve düşündüğümü bir şekilde anlatmalıyım.
    Öyle rahatlatıcı ki!
    Fakat harcanan çaba, elde edilen rahatlamayı giderek aşmaya başlıyor. ''
  • " Ne kadar az şeye sahip olursanız o kadar iyi idare edersiniz. Sadece zaman ve akıl gerektirir, o kadar. "
  • 434 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Harikulade bir kitap, son derece zengin ve içerikli aforizmaları var, oldukça kalın bit başucu kitabı. İnsanın canı sıkıldıkça okuyacağı şiirler var her konuda.
    Aşağıya, beni çok etkileyen "Üşürüm...! ey sevgili ne olur beni aklından çıkarma." aforizmasının yeraldığı şairin nefes kesici güzel bir şiirini alıyorum, okuyup kararı siz verin. Benden tam puan.

    BİR DELİNİN SENFONİK DOKUNDURMALARI

    İnsanlar Dünyası
    1.
    Kadın !...
    Bir zamanlar susmak,
    Kadınların konuşma diliydi
    Söyleyecekleri ya gözlerinde ya da yüreklerinde gizliydi
    .
    Tek savunma silahları,
    Yumruk yapmaya kıyamadıkları elleriydi
    Sığınabilecekleri biricik mekân,
    Ya mezar ya da ana baba evleriydi
    .
    Parantez içi (Kadınların korkuları şarkı, hıçkırıkları çağrıdır kıyamete.)
    .
    Papatya yürekli adama (!)...
    (seviyor/sevmiyor)
    Karnını yurt bileceksin, memesinden süt emeceksin
    Kucağında ağlamayı keseceksin, aşık olup kalbine gireceksin
    İşine gelince seveceksin,
    Gelmeyince ya dövecek ya kovacak ya da vuracaksın
    .
    Biz buna " Kadına Şiddet" diyoruz
    Parantez içi (Sen ne zaman Adam olacaksın?
    Yapma !...)
    .
    Ne kara kalemle gökkuşağı çizilebilir
    Ne de senin gibi,
    Avı için ağlayan ucuz ruhlu timsahın gözyaşları içilebilir

    2.
    Ah bu Dünya !...
    Camlar kırılır sesten durulmaz
    Canlar kırılır hiç ses duyulmaz
    .
    Parantez içi (Ki insan yaprak yaprak dökülen umut ağacıdır.)
    .
    Nereye baksam her yer keder rengi, içimiz kül yığını
    (Yanmadan kim kül olmuş ki.)
    Unutmayı unutan herkesin bir yangını var,
    Kustukça sönen sustukça yanan
    Ya içine attıklarından, ya da içinden atamadıklarından
    .
    Biz buna "Dert Adamı Çürütür" diyoruz
    Parantez içi (Sık sık konuşmak gerek vakti gelince,
    Zira susmaya bol bol zaman olacak ölünce.)

    3.
    Saklandığı yerde unutulmuş bir Sokak Çocuğuyum ben
    Hangi bankta sabahlasam
    Üşüyen sokak lambaları misali
    Direnirim gecenin ayazına, soğuk benim yurdum
    Ne bir eve sığabilirim ne de koca bir kente
    Yaşamın ayak dibinde küçük bir damla olurum,
    Bir anne yüreği düşler içinde uyurum
    .
    Yine de seviyorum Dünyayı,
    Yaşamak her gün canıma okusa da besbeter
    Diken mi kaldı batmadık, ah bu yalın ayak yürümeler
    Olsun !...
    Biliyorum bir yerlerde bir gül var,
    Hayalimdeki kokusu da yeter
    .
    Biz buna “Şükür” ve “Umudun Bir Çocuğa Yüz Çevirmemiş Hali.” diyoruz
    Parantez içi (Bazıları hayatı eksile eksile öğrenir
    Yaşamak kudretiyle doldurur tüm boşluklarını.)

    4.
    Ben !... Annem...! Babam !... ve Çocuk !...
    .
    Salıncaklardan mutlu çocuk kahkahaları,
    Ağaçlardan kuş sesleri toplarım
    Rüzgârla uçup gitmesinler diye
    Çocuk yüreklerinde uyuyan masallar biriktiririm,
    Unutulup yitmesinler diye
    .
    Masal var mıdır içinde çocuk olmayan?
    Varsa biz buna "Büyüklere Masallar" diyoruz
    .
    Yoktur çocuk olupta gökkuşağına kanmayan
    Gülünce yedi renk açardı yüzünde bahar,
    Lunaparka benzerdi benim babam
    .
    Babam tomurcuklandığım dalımdı,
    Dağlara baş eğmeyen yanımdı
    Gurbet kokardı, annemse memleket kokardı
    .
    Kuşlara edebiyat öğretmenliği yapan bir kadındı annem
    Balkondaki ipe çamaşır sermek yerine
    Mahallemizin serçeleri okuyup kültürlensin diye şiirler asardı
    .
    Tüm anneler gibi annemin de
    Binlerce karatlık yüreği vardı
    Ne zaman kardeşim balkondan sarksa
    Ellerinden önce gözleriyle tutardı
    Kardeşim ne zaman salıncaktan düşecek olsa önce başörtüsü uçardı
    .
    Parantez içi (Bütün sevgileri topladım,
    Tek bir anne sevgisi kadar bile olduramadım.
    Hayatımdaki bütün boşlukları doldurdum
    Tek bir baba boşluğunu dolduramadım.)

    Nesneler Dünyası
    5.
    Parantez içi
    (Gül de sevinir kokarken.)
    Su da yorulur akarken !...
    Hele bir de doğduğundan beri uyumamışsa,
    Başını taştan taşa vurmuşsa
    Parantez içi (Nehir: Dünyanın en uzun sürüngeni.)
    .
    Buzullar...
    Taş gibi dururken kalptekiler,
    Damla damla eriyor kutuptakiler
    .
    Biz buna "Küresel Isınma" diyoruz
    Demek ki
    Su da ağlar !... ateşi düşsün diye
    Yağmur niye yağar !... insanoğlunun acısına dayanamaz bulutlar
    .
    Parantez içi (Ateşe tapmayan heykeller yaptım sudan,
    Hepsi de deniz ruhlular.
    Bu devran böyle sürüp gitmez,
    Sonsuz değildir uçurumun da dibi var. - Su ve Dinazorlar Tarihi.)
    Gün gelir şafak sökemez kör düğümünü

    Asi bir konar göçerdir dalında her yaprak
    Bir gün saat intiharı çeyrek geçer,
    Sarı sıcak bir Eylül'de kucak açar toprak
    Sarılıp bir güz yeline yeni yurduna göçer yaprak
    .
    Kuru bir dala gözyaşı olun, ama
    Yeşile düşman bahçıvan olmayın,
    .
    Parantez içi (Mesela İstanbul’u önce Boğaz’ından yaraladılar.)
    .
    Göğe inancını yitirmesin kuşlar, mülkünü kirletmeyin, ağaçları kanatmayın !...
    Bir umuttur serçe sesi, simsiyah bulutların çöreklendiği gökyüzünde
    Göz yeşili ormanların yerine, beton ormanlar yaratarak
    Gökyüzü çocuklarına konacak dal aratmayın !...
    Mavisini yok edip martıları ağlatmayın !...
    .
    Parantez içi (Çocuklar ve Kuşlar; biri göğün yaramazı, biri yerin.
    Hep merak etmişimdir,
    yapraklar neden serçeler gibi tez canlı telaşlıdır, onlara benzer?)

    Duygular Dünyası
    6.
    Misafir gelipte yatsın diye naftalinleyip bekletilen yorgan gibiyim, henüz kimse örtmedi beni üstüne
    Parantez içi( Ne olur Tanrım bu durumu hiç kimseye söyleme.)
    .
    Daha sonraları medeni durum...
    Parantez içi (Üşürüm...! ey sevgili ne olur aklından çıkarma beni.
    Ve bütün ıhlamurlar sen kokar.)
    Şekline evrildi.
    .
    Ve şimdi sevmek zamanı deyip aşk çağrıldı:
    “Ey aşk...!
    Bir mucize gerçekleştir şimdi
    Şapkandan bir kumru havalansın
    Bana öyle büyük ki bu kalp,
    Gelsin yüreğime yuvalansın”
    .
    Ne ilk ne de son kabustu gördüğümüz,
    Yine de dağlara hiç baş eğmedik
    Kana kana içip yaşarken öldüğümüz,
    Kızılcık şerbeti dolu bir kâseydik
    Ne mezar taşı vardı, ne toprak ne de kemik,
    Kazma küreksiz nicelerini gömdüğümüz
    İki yüreğimiz vardı, sırçadan incecik
    .
    Parantez içi (Yani biz birbirine sığınmış iki yürektik
    Tek taşla duvar örülmez dedik, taşa sevgi ektik.)
    Ve
    “Güzeldir yardan gelen,
    Ondan gayrı ne varsa haram olsun
    Nazlı bir kaş çatışından evladır ölüm,
    Ondan gelirse belâm olsun” dedik
    .
    Buna da "Bir bedende iki kişi, Aşk" diyoruz
    Parantez içi (Aşk; su arayan ateştir.)
    İçi ateş dışı buz,
    Girer yanarsın, çıkar donarsın
    Düşte gör, ateş mi yakar seni sen mi ateşi yakarsın.
    .
    Yine de bütün sevgiler, siyaha inat beyaz olmalı, kirletilmemeli.)

    7.
    Aslında biz,
    Darağacında simsiyah gölgeydik
    İndirdik masmavi göğü yere
    Toplayıp pırıl pırıl güneşi, ayı ve yıldızları
    Ama’ya gökkuşağı önerdik,
    Kara kara insanlara rengarenk güller verdik
    Oysa güneşin saçları sarı sarı,
    Çocukların maviydi arkadaşlıkları
    .
    Büyüdük, çocukluğumuzu yedi kat yerin dibine gömdük
    Parantez içi (İlk cinayetimiz.)
    Açtık pencereyi, içeri karanlık doluştu ve düş bitti
    Yer açtıkça günahlarımıza,
    İçimizdeki o merhametli güzel çocuklar gitti
    Şimdi alacakaranlık kuşağı,
    Büyümenin şeytanlığı çocuk masumiyetini mağlup etti
    .
    Yarattığımız cehennemde yanıyor,
    Savaşlarda anası ağlayanların çocukları
    Yarattığımız cennette oynuyor,
    Savaşlara silah sağlayanların çocukları
    .
    Parantez içi (Ah şimdi beyaz kanatlı bir güvercin olacaktım ki.)
    Göğü bilmeyen serçe, deniz değmeyen balık mı olur?
    .
    Gerçi çocuk olursun bir emzik boyu yaşamadan kıyarlar
    Balık olursun pul pul, çiçek olursun yaprak yaprak yolarlar
    Serçe olursun kanatlarını kırarlar
    Ah bu insanlar, ah bu insanlar...!
    Cehenneme çevirdikleri bu cennet Dünyada her şeyi kendilerine yorarlar
    .
    Biz buna "Adaletin bu mu Dünya" diyoruz
    .
    Mesela bazıları yaralı kuşağın çocukları olarak Dünya'ya geldiler
    Üzerlerine yağmurdan çok mermi yağdı
    Yaralarından çok etrafları sarıldı
    Yaralarından çok kimlikleri soruldu
    Ateşi sadece cehennem ateşi olarak bildiler
    Yaralarından soyunamadan öldüler

    Bilmezsiniz...!
    Parantez içi (Belki de bilirsiniz.)
    .
    Bizim harabeye dönmüş kentlerimizde,
    Balıkçı ağlarında yaşanan can pazarı misali
    Her gün can pazarları yaşanır,
    Ölüm koroları hiç susmaz
    Kese kağıdı değildir patlayan,
    Metal kuşlardan bombalar yağar
    Göğümüzde serçeler uçmaz.
    Demir leblebiler gezinir içimizde,
    Kan göllerimizde nilüferler açmaz
    Biz her şeyimizden vaz geçeriz de
    ölüm bizden hiç geçmez
    .
    Her şey eksilir de,
    Bir tek ölüm eksilmez evimizden
    Tüm sevdiklerimizi, birer birer alır elimizden
    .
    Parantez içi (Oysa enkazda bile güller açardı yeniden,
    Tutulsaydı mis kokulu bir bebeğin ellerinden.)

    Özgürlük şarkısı söyleyen Filistin Halkına
    Kurşun yağdıran askere çağrımdır:
    Hangi çocuk sapanıyla bir asker vurabilir ki
    Kurşun bir çocuğun cesaretini ne kadar kırabilir ki
    .
    Parantez içi (Bırak aksın silme gözyaşını çocuk
    Belki böyle deniz oluruz, deryada köpük.)

    8.
    Duasız şiir mi olur !...
    Dua ki gönüllere umut eken,
    Huzur veren yürekteki derinlik
    Samimi bir sığınış, iç döküş, boyun büküş
    Dertlere en büyük teselli,
    Acz içindeki ruhlara en büyük serinlik
    .
    Parantez içi (Dünyanın kirini yıkamak için,
    Ne çokça yağmura, ne doluya ne de kara
    Sadece inançlı, vicdanlı insanlara
    İhtiyaç var !...
    .
    Duaya durmuş ağaçlar misali açtım ellerimi göğe, kurdum saati umuda.)

    Ve Yaşamın Son Evresi
    9.
    Yaşlanmak kötü şey evlat...!
    Yaş ilerledikçe ot bürümüş,
    Bakımsız meçhul mezarlar gibidir yüreğin
    Daha yaşarken bayramdan bayrama hatırlanan ölülere dönersin
    Artık üvey evlatsın bu Dünyada
    Herkesin gözüne batarsın teli çıkmış şemsiye misali
    Yedi sülalen yük sayar seni
    Yatalak olup altına kaçırırsın,
    Takma dişlerini unutursun bardakta
    Torunlarından bi güzel dayak yersin
    .
    Her an dört gözle ölümü beklersin
    Derin bir yutkunma, derin bir iç çekiş, ah edişle şöyle bir maziye bakar,
    Tanrım ne olur nefes alma yükünden kurtar beni...!
    Nerde kaldı bu ecel dersin...!
    .
    Böylece parantez kapanır.
    .
    Ama bu şiirin parantezi kapanmaz
    Aç parantez (Şayet bir toplum yaşlıları ile bağını keserse, ki biz buna ‘Kendi bindiği dalı kesme.’ diyoruz.
    Ve onlara yeterince sevgi, saygı, ilgi ve alaka bekliyoruz.)

    2010
  • İnsan bir balonda da mutlu olabilir.
  • 48 syf.
    ·Puan vermedi
    İsmi olmayan başkarakter hanım bunalım geçiriyor ve temiz hava alıp içinde bulunduğu buhrandan çıkması için kocası John ona büyük, güzel bir yazlık tutuyor. Bir süre burada yaşamaya başlayan çiftin bir de bebekleri var ama başkarakter bebekten çok uzak. Öyle ki hem eş hem anne olmaya yabancılaşmış ve çoğu zaman ya sanrılar görüyor ya da uyuyor. Kitaba ismini veren sarı duvar kâğıdına her geçen gün yeni anlamlar yüklüyor, öyle ki kitabın sonuna doğru kâğıdın altından sürünerek çıkan bir kadının varlığını bir kadının varlığını fark ediyor.

    Ve son sayfada da adeta o kadın gibi sürünerek ve duvar kâğıdını parçalayarak iyileşmeye çalışıyor. Oysaki deliriyor.

    Uygar Özdemir

    İncelemenin tamamı için: https://kayiprihtim.com/...otte-perkins-gilman/