Çocukluğunu sahici bir köke bağlayanlar, sonradan nereye giderlerse gitsinler, ev dendiğinde o ilk göbek bağına uzanıyorlar. Geceleri yıldızlara, gündüzleri atlaslara ihtiyacı yok onların, kaybolmuyorlar.
Hayatta kalmaya odaklı beynimizin arka kısmı, sürekli olarak düşünen (kronik olarak) beynimize kaygı tohumları ekmek için uygun şartları yaratır. İşte kaygı tam da bu noktada doğar. Korku + belirsizlik = kaygı.
Kasvetli ve kuruntulu zihinler var; şimdiki zamandan tiksinti duyuyor ve geleceğe dair hiç umut beslemiyorlar; sırf bir ihtimal var diye her daim en kötüsünün olacağını düşünüyorlar. Bu zihinlere ancak şunu söyleyebiliyorum: Asla gerçekleşmeyen kötülükler uğruna ne kadar çok acı çektik!
Karanlığın anlamı kavrandığında ışık olunur... Sen bütün sıradan insanlar gibi birlik nedir bilmiyorsun. Ben sana git ve karanlığı öğren diyorum, bu her şeyin temelidir. Işık olma! Bu tek yönlü bir yoldur. Arkadaşına bak, ağaç olmak istiyordu ve oldu. Düşündüğü gibi zor degildi. Ne yazık ki insan olamadı, ağaç oldu. Şimdi her şeye baştan başlayabilir, belki milyarlar yıl sonra yavaş yavaş insan olur. Şimdi sana söylüyorum! Karanlığın peşine düş, karanlığın peşinden karanlığa gömül. Başta dibe in, derinlere, en derine varınca ışığı zirvede, kendi ellerinin içinde, yanında göreceksin. İşte bu insan olmak demektir. insan ol.