9/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 71. kitabı
Benim gibi distopya sevmeyenlere bile kendini sevdirir bu kitap. Sizi insanlıktan umudun kesildiği o karanlık dehlize çeken metinlerden değil çünkü. Aksine mizah duygusu güçlü, politik hicvi yerli yerinde kullanan, hareketli bir roman. Bu kitabı en güçlü kılan şey faşizmi, kapitalizmi, sömürgeciliği ve insanlığın kolektif körlüğünü eleştiren müthiş bir alegori olması. Neredeyse doksan yıl önce yazılmış olmasına rağmen bugün hâlâ güncel bir metin gibi okunabilmesine şaşmamalı. Arka ayaklarının üzerinde durabilen, konuşmayı ve okumayı öğrenebilen semenderler keşfedildiğinde insanlar onları bir canlı olarak değil, bir fırsat olarak görüyor: daha fazla üretim, daha fazla kâr, daha fazla güç. Şiddet ve aşağılamayla yakalanıp ucuz iş gücüne dönüştürülüyorlar. Romanın en etkileyici yanı da burada başlıyor. Semenderlerin uğradığı sömürü öyle açık ki, onları bir “tehdit” olarak görmeden önce birer mağdur olarak görüyorsunuz. Bu yüzden direnişe geçtiklerinde şaşırmıyorsunuz; asıl şaşırtıcı olan, insanların buna şaşırması oluyor. Romanın yazıldığı yıl 1936. Avrupa’da ırkçılığın, militarizmin ve faşizmin yükseldiği bir dönemde Čapek, bir grubun önce aşağı görülmesini, sonra sömürülmesini ve ardından bir “tehdit” olarak sunulmasını anlatıyor. Ve sömürgecilerin dünyanın dört bir yanında halkları sömürüp, sömürülenler ayaklandığında onları “vahşi”, “barbar” ya da “tehlikeli” ilan etmesini semenderler üzerinden görünür kılıyor. Romanın yapısı alışılmış değil. Gazete kupürleri, raporlar, tutanaklar ve farklı anlatım biçimleri kullanıyor Čapek. Klasik, kesintisiz bir olay örgüsü bekleyen okurları zorlayabilir belki. Ama bu deneysel yapı aynı zamanda romanın en güçlü yanlarından biri. Çünkü anlatılan felaketin yalnızca birkaç kişinin hikâyesi değil, bütün bir toplumun ortak eseri
Semenderlerle SavaşKarel Čapek · Jaguar Kitap · 2021440 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2026 103. kitabı
Hayatın kadına biçtiği rol çoğu zaman gölgede kalmış bir figüranlıktan öteye geçemiyor ne yazık ki. İnsan kendi hayatının başrolü olması gerekirken, bazen sadece sahneyi tamamlayan bir silüete dönüşebiliyor. Tıpkı bu kitabın isimsiz kahramanı gibi... Onun bir isminin olmayışı o kadar manidar ki; bu hikâyeye sığan, farklı coğrafyalarda yaşayan tüm kadınların ortak sesi o çünkü. Küçücük bir evin içinde çocukların ihtiyaçları, geçim derdi ve sürekli Kanada’ya gitmenin hayalini kuran hayalperest bir koca... Günbegün o rutinin içinde eriyen, kendi sesine ve varlığına dahi yabancılaşan bir kadının hikâyesi bu. Olaylar çok sıradan aslında, tamamen günlük hayata dair. Ama sürekli tüketilen, hep vermek zorunda bırakılan bir kadının iç dünyasındaki o yük çok ağır. Kafasının içindeki sesler o kadar gürültülü ki, okurken oturduğum yerde "yeter artık" diye bağırmak, o uğultuyu susturmak istedim. Bir yerde, “Kader bana her şeyi yapabilir artık,” diyor. Bir kadının tükenmişliği daha nasıl anlatılabilir ki? Kısa ama etkisi çok uzun süren, güçlü bir roman. Yayımlandığında İran’da büyük ses getirmesine ve aldığı ödüllere şaşmamalı. Lale Javanshir çevirisi
Uçup Giden Bir KuşFeriba Vefi · Sel Yayıncılık · 2026241 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·226 syf.··
2026 2. kitabı
Evlenmeden önce okunması zorunlu tutulmalı. Ayrıca sadece ilişkilerde değil aile ve arkadaşlık için de oldukça yol gösterici bir eser. Kült halime gelmesine şaşmamalı
Beş Sevgi DiliGary Chapman · Koridor Yayıncılık · 201212,5bin okunma
EDEBİYAT- Roman Sanatı -Erich Forster
Puan vermedi·232 syf.··
2026 3. kitabı
·
1231 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 23:24
Kitabı uzun zaman önce elime almış ve bir çok farklı nedenden ötürü bir türlü konsantre olarak tamamlayamıştım. Hemen her kitapta olduğu gibi, seçilen ve ele alınan kitabın okunması eylemi için en uygun zaman, kendiliğinden oluşuyor. Bu eserin, roman sanatı üzerine akla gelen ilk çalışmalardan biri olduğuna şaşmamalı. Kullanılan dil şiirsel. Seçilen sözcükler çarpıcı. Gösterilen örnekler, peşine düşülesi. "Bakış açısı" müstakil konusu ile ilgili olarak Lubbock örneği, bunların başında geldi benim için. Mutlaka okuyacağım. Forster ın sade ve anlaşılır dili, Üniversite ögʻrencileri ve akademisyen câmiaya yönelik konuşmalarından oluşan akıcı ve ufuk açıcı tarzı, oldukça öğretici. Romanların hemen hepsinin temelde bir öykü anlatıyor olduğunu, ancak zekî okuyucuların beklentisinin, ilkçağ mağara insanları gibi, ağzı açık bir şaşkınlıkla sonra? sonra? merakıyla değil, bütünsel bir evrenselliğe ulaştıran, düzgün bir ritm tutturabilen, kahramanlarını öyküye alelâde girip çıkan sıradan figürler değil Mitya Karamazov örneğinde olduğu gibi, metni her okuyanın Mitya nın ta kendisi olduğunu düşündürten ve uyuyakaldığı sandıktan başını ilk kaldırdığında "Güzel bir düş gördüm beyler!" diyebilecek derecede evrenselleşebilen karakterler oluşturabilen, eserini üstün bir sanat zevki, kıvrak bir zekâ ve inceden inceye işlenmiş katmanlı bir olay örgüsüyle temellendirebilen, okuru sıkmadan sorgulatabilen, merakı kaybetmeyen, ilgiyi canlı tutan, tekdüzelik ya da alışılagelmişlikten kurtulan,okunduğunda sanatçının eşsiz yaratım gücüne saf bir saygı uyandırabilen ve bütünsel biçimde arka planda hiç kaybolmayan süreklilikte anlamlı bir ses tınısı ile gizemli bir derinlik sunabilen eserler, roman sanatının sanatkarâne incelikli örnekleri olarak istenmekte ve beklenmektedir diye algılamış
Roman SanatıE. M. Forster · Milenyum Yayınları · 2016145 okunma
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
Çocukluk anılarımda kalandan biraz daha farklı bir öykü ile karşılaştığımı söyleyerek başlamalıyım. Evet odundan yontulmuş bir kuklanın gerçek bir çocuğa dönüşmesini anlatıyor. Öte yandan hristiyan mitolojisinin yedi büyük günahıyla imtihanı ve sonucunda başına gelenleri okuyoruz. Örneklemek gerekirse; 1-Kibir; kendisini herkesten akıllı gören Pinokyo'nun öykü boyunca karşısına çıkan mütevazı yaratıkların nasihatlerini hiçe sayması. 2-Öfke; öykü boyunca başına gelenler karşısında aşırı sinirlenmesi ve fevri davranışlarda bulunması. 3-Kıskançlık; diğer çocukların sahip oldukları görece rahat yaşama sürekli özenmesi. 4-Oburluk; öykü boyunca sürekli aç, sürekli insanlardan yiyecek istemesi ama karşılığında istenen yardımı yapmaması. 5-Şevhet; bunu daha masumane düşünmek gerekirse kosa vadeki hazların sürekli peşine düşmesi, aşırı istek duyduğu olaylara karşı koyamaması; sorumluluklarını bildiği halde kukla tiyatrosuna gitmesi, keyif diyarına giden eşek arabasına binmesi. 6-Tembellik; keyif diyarında tüm sorumluluklardan uzakta sadece eğlenme keyif çatma, tabi bunun sonunda eşeğe dönüşme.(buradaki alt metni özellikle beğendim, oğlumla üzerine epey konuştuk) 7-Aç gözlülük; Tilki ve kediyle karşılaşması inanması ve tabii elindekilerden olması. Tüm günahlarla sınandıktan sonra Pinokyo erdemli ve fedakar bir birey olur. Ve günlerden bir gün gerçek bir çocuk olarak uyanır. Sadece kendisi değildir değişen; yatak, oturduklar ev, cebindeki altınlar... Cennete uyanmıştır adeta. En sonunda da eski hayatını geride bırakan Pinokyo sandalyede duran cansız kukla halini görür. Eserin böylesi ölümsüz olmasına şaşmamalı. Hristiyan mitolojisinden esinlenen Carlo Collodi'nin gençlik yıllarında almış olduğu ilahiyat eğitiminin rol oynadığı aşikar. Keyifli okumalar.
PinokyoCarlo Collodi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201910,4bin okunma
Puan vermedi·881 syf.··
2026 211. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 08:08
Büyülü Dağ gerçekten okuması zor ve yoğun bir kitap. Zaman üzerine çok derin anlatılar var. Çocukken etrafı yeni yeni tanımaya başlarız. Farklı bir mekandır. O yüzden zaman yavaştır. Hiç büyümeyecekmişiz gibi gelir. Bir an önce büyümek isteriz. Fakat büyüyünce hayat monotonlaştığında zaman hızlanlanmaktadır. Zaman hızlanır ama herşey aynıdır. Thomas Mann, olayın geçtiği sanatoryumu 1. Dünya savaşı öncesi Avrupa olarak modellemiş. Her milletten ve her görüşten insanların bir arada bulunarak yeri gelip anlaşarak yeri gelip tartışarak zaman geçirmektedir. Bazen bu durumdan şikayetçidirler fakat hiçbiri de bu ortamdan kopamaz. Gidenler bile eninde sonunda geri dönmektedir. Burada karşımıza 2 karakter çıkmaktadır. Settembrini özgürlükçü ve akılcı ülkeleri temsil ederken Naphta ise daha radikal ülkeleri temsil etmektedir. Aslında savaş öncesi 2 bloğun modelleridir. Kitap ve tarih bu iki karakterin konuşarak bir yerlere varamayacağını ve eninde sonunda tartışmanın şiddete döneceğini göstermektedir. Sanatoryumdaki insanlar ise hangi milletten olurlarsa olsunlar hepsi modern, entellektüel ve aynı zamanda hastadır. İçten içe çürümektedirler. Buradaki düşünce çok güzel. "Avrupa medenileşirken aynı zamanda içten içe çökmektedir. Medeniyet ilerlese bile insanlık ilerlememektedir. " Son olarakta Hans Castorp bütün Avrupa'nın tek bir vücutta toplanmış halidir. Hastalık, içten içe çürüyen medeniyeti ; kararsızlık, yarını görememeyi ; çatışmalı ruh hali, herhangi bir ideolojide karar kılamamayı ; durgunluk ise sorunları çözmemeyi sadece ertelemeyi ve her zaman patlamaya hazır durumda olduğunu temsil ediyor. Bu kitabın yazara Nobel Ödülü kazandırmasına şaşmamalı. Uzun, ağır ama aynı zamanda harika bir kitap. (Yazarın yeni bir karakter geldiği zaman okuyucularımız merak etmesin. Bu
Büyülü Dağ (2 Cilt Takım)Thomas Mann · Can Yayınları · 20181,529 okunma