Eğer sevgi olgunluk, üretici kişilik gerektiriyorsa, ileri uygarlıkta yaşayan bir birey için sevebilme yetisi o uygarlığın ortalama insan üzerindeki etkisine bağlıdır.
Aşkım da değişebilir, gerçeklerim de.
Pırılpırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara,
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum,
Hiçbirinizle döğüşemem.
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var,
Sizin alınız al inandım,
Sizin morunuz mor inandım,
Ben tam dünyaya göre,
Ben tam kendime göre,
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız.
Turgut Uyar
Söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını
Yeniden bir Nil olup taşar mıyım çöllere
Kim giydirir başıma tacını nihayetin
Kim takar bileğime hürriyet künyesini
Karada balık gibi nasıl yaşarım, söyle.
Nurullah Genç
Tüm bunlardan varılacak nokta Tanrı'ya olan sevgilim kişinin Anne babasına duyduğu sevgiden ayrılmayacağıdır. Eğer kişi annesine, kabilesine, ulusuna duyduğu sapkın bağlılıktan kendini kurtaramaz, cezalandıran ve gönlünü alan babaya ya da herhangi bir otoriteye çocukça bağlılığını sürdürürse, Tanrı'ya daha olgun bir sevgi besleyemez; böylece onun ilacı Tanrı'nın koruyucu anne ya da cezalandırıcı baba olduğu dinin ilk evrelerine takılır kalır.
Doğru düşünce son gerçek ve kurtuluşa götüren yol değilse,başkalarıyla, düşünceleri bizlerle aynı olmayan insanlarla kavgamız anlamsızdır. Bu hoşgörü, karanlıkta fili tanımlamaları istenen adamların öyküsünde pek güzel dile getirilir. Adamlardan biri filin hortumunu elleyerek "bu hayvan hortuma benziyor," der; bir başkası kulaklarına dokunup, "Bu hayvan yelpaze olsa gerek," diye yanıtlar; adam elini filin bacaklarına uzatıp hayvanı sütüna benzetir.