Şöyle düşünelim: Düşünmek, düşünce de insanın ayırt edici özelliklerinden biri, ama “düşünsel ilişki" diye bir şey var mı? Düşünürken yalnızız, düşüncelerimiz sadece bize ait ve "içeride". Bunu bir ilişki biçimine dönüştürürken dile başvuruyoruz. Kuşkusuz "düşünürken" de dil kullanıyoruz, ama düşünceyi paylaşmak için onu bir ifadeye, ya da yeni Türkçesiyle, "sözce"ye (enoncé) dönüştürmeliyiz. Düşünürken kullandığımız dil ise sözcelerden oluşmuyor. Sözce, yani söylenen, ağızdan çıkan ile, kastedilen, meram edilen hiçbir zaman aynı şey değil. Araya bir sözceleme (enonciation), söze dökme aşamasi giriyor ki, o bizim niyetimizden bağımsız; bir yandan bilinçdışımız, öte yandan da dilin gelenekleri, konvansiyonları, kuralları tarafından belirleniyor.