Ulan insan hayal bile kuramıyor Dünyanın meşalesi Her yıl bir meşale gibi sicilyayı aydınlatıyor yerin yüzle kilo metre derinliklerinden gelen magmayı püskürtüyor etna dünyadaki beş yüz volkandan en aktif olanı Atlas sayı 103 ekim 2001 Ne maceracı adamdı şu bizim kul Nefsani cebinde paran yok madem o zaman kitap oku aç eski dergileri hem ucuzdur azizim eski deyip geçme her okunmamış sayfa yenidir diyip atlas dergisinin nadir kitaptan aldığı 2001 sayısını okumaya başladı bir oradayız bir burada insanız ve ilahi bir hükme boyun eğen acizleriz insanın hal ve hareketleri Allah tealanın yazdığı kader kalemine boyun eğmiştir şimdi bir hayalin peşinde nefsini eğitmenin gayretinde kendisini o volkanik dağa çıkmış gibi hissediyordu okuyucu ekmeğe zam çaya zam kitaba zam bari bırakın hayal kuralım diyordu kul Nefsani Dağın zirvesinde Türk bayrağını diken Nefsani telefon çalınca ula titriyorum diyip Alo buyur recep abi neredesin aslanım abi şu anda kaplama alanı içerisindeyim sicilyanın doğu kıyısında Bir volkanik dağın üzerindeyim bak bulunduğum yeri sana anlatayım abi burası 19.237 hektarlık ıssız bir alanı kapsayan Akdenizin en yüksek ada dağı yamacımda volkan konileri bulunuyor Sessiz sedasız duran volkan konileri dünya merkezine en yakın noktalardır gün olur magmayı yeryüzüne taşırlar Recep abi ulan dürzü işçisin sen işçi kal işçiye hayal bile kurmak yasak diyip telefonu kapattı ulan insan hayal bile kuramıyor be
Duygu ve Düşünce
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
ÖLÜM BİR “MİHRİBAN” SELİM GÜRBÜZER Sarı saçlarını deli gönlüme Bağlamışım çözülmüyor Mihriban Mihriban Ayrılıktan zor belleme ölümü Görmeyince sezilmiyor Mihriban Sevdiğim Mihriban Yar değince kalem elden düşüyor Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor Lambada titreyen alev üşüyor Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban Tabiplerde ilaç yoktur yarama Aşk değince ötesini arama Her nesnenin bir bitimi var ama Aşka hudut çizilmiyor Mihriban Sevdiğim Mihriban Evet, aşka hudut çizilmiyor. Nasıl çizilsin, öyle bir aşktır ki bu; -Mecnun 'Leyla Leyla' diye çöle düştüğünde ilahi aşkta bulur kendini. -Necip Fazıl aynaya ‘Hani ya kendim” diye sorduğunda tıpkı bir askerin komutanı karşısında oku sadakta elde kemendiyle emrine amade esas duruşta beklediği gibi ‘Benim Efendim’ dediği Abdülhakim Arvasi’ye bend etmiş halde bulur kendini. -Muhsin Yazıcıoğlu kuyu gölgesi üşüdüğü Yusufiye’den “Sonsuzluğa ulaşmak istiyorum” diye ötelere kanatlandığında kar beyaz toprağın bağrına düşüp sonsuzluk kervanında bulur kendini. -Abdurrahim Karakoç ise lambanın titreyen alevinde üşürcesine “Sevgi yetmiyor” diyerek kendini aşkın gözyaşı mihrabında bulur. Belli ki bu üşüme bildiğimiz cinsten üşümek değil. Bu üşüme halini iki güzel insanın hal ve ahvalinden ancak çözebiliyoruz. İşte o iki güzel adam Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdurrahim Karakoç’tan başkası değil elbet. Üşüme hadisesinin en yoğun yaşandığı Kahramanmaraş adına yakışır bir şekilde, nasıl ki 80 yıl öncesinde Karakoç’u Mihriban’ca kendi toprak basar kucağında sarıp sarmalamışsa, Muhsin Yazıcıoğlu’nu da tarihler 2009 Martını gösterdiğinde bu kez o en soğuk kış ayazında Keş dağlarında kar beyazca sarıp sarmalayacaktır. Öyle anlaşılıyor ki; Karakoç’a Kahramanmaraş
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
'cuma mübarek...
"Salât ve selâm o nurânî zâta olsun ki, O Zât, Rahmân ve Rahîm'den ve Arş-ı Azamdan gelen Furkân-ı Hakîmin kendisine indiği Efendimiz Muhammed'dir. Ümmetinin iyilikleri sayısınca milyonlar salât ve milyonlar selâm üzerine olsun. Risaleti Tevrat, İncil ve Zebur'da müjdelenen; nübüvveti irhâsatla, cinlerin hâtifleriyle, insanlık âleminin evliyalarıyla, beşer kâhinleriyle müjdelenen; bir işaretiyle ay'ı ikiye bölen Efendimiz Muhammed'e, ümmetinin nefesleri sayısınca milyonlar salât veselâm olsun. Davetine ağaçların koşup geldiği, duâsıyla yağmurun hemen biniverdiği, sıcaktan korumak için bulutların ona gölge yaptığı, bir ölçek yemeğiyle yüzlerce insanın doyduğu, te parmaklarının arasından üç defa kevser gibi suların çağladığı, onun hürmetine Allah'ın, kertenkeleyi, ceylânı, kurdu, ağaç kütüğünü, zehirli keçinin kolunu, deveyi, dağı, taşı ve ağacı konuşturduğu, Miracın sahibi olan ve gözü asla şaşmayan o büyük miraç mu'cizesinde rüyetullaha mazhar olan... Efendimiz ve Şefaatçimiz Muhammed'e, Kur'ân'ın ilk inmeye başladığı andan zamanın sonuna kadar Onu okuyan her bir okuyucunun okuduğu her bir kelimenin hava dalgalarının âyinelerinde Rahmân'ın izniyle yansıyan bütün kelimelerinin bütün harfleri sayısınca, milyonlar salât ve selâm olsun. Bütün bu salâvatlardan her biri hürmetine bizi bağışla, ey İlâhımız, bize merhamet et. Âmin." Mesnevî-i Nuriye
Mesela otobüse binmişsin, uçağa binmişsin. Eğer sen kaptana güvenmiyorsan uyuyamazsın çatlar Hastalar Risalesi sın. Hastalar Risalesi şunu öğretiyor insana; bu vücut senin değil, bir emanet yani sen bu geminin kaptanı değilsin sadece yolcusun. Yani insana otobüsteki tek yolcu olmadığını ve otobüsün kendine ait olmadığını öğretiyor. Vücut sana ait değil, bunun kaptanı da sen değilsin, çünkü tansiyonuna bile hâkim olamıyorsun. Bunu öğrettiğinde öyle durumlarda "kaptana o zaman güvenmem lazım rahat uyuyabilmem için" deyip her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, her şeyin kontrolü elinde olan, dizginleri elinde olan büyük bir güce karşı teslim olduğun zaman bu bir dua kapısı, teslimiyet kapısı açıyor ve kişinin üzerinden büyük bir yük kalkıyor. Yük kalktığı için de artık "beni benden çok gören, beni benden çok düşünen bir giç var, o güce güveniyorum" diye rahatlıyor. Çünkü bağlanma, güvenme ve ayrışma duygusu insanın yaratılışında var.
Din
Günahlardan Sakınmak: Sadakatin En Güzel İbadeti Günahlardan sakınmak, sadece bir irade mücadelesi değil; başlı başına hayırlı bir iş, sessiz ve derinden akan muazzam bir ibadettir. Zira yasak olandan uzak durmak, nefsin fırtınalı denizinden sıyrılıp ruhu selamet sahiline ulaştırmaktır. Kul, harama karşı gözünü kapattığında kalbinde gayb âleminin pencerelerini açar; elini, dilini ve adımını günahtan çektiğinde aslında tüm varlığıyla Cenâb-ı Hakk’ın rızasına doğru yürür. Her kaçış bir uzaklaşma değildir; günahtan kaçış, doğrudan Allah’a sığınmaktır. İnsan, nefsine ağır gelen o "hayır" deyişleriyle gizli sırlar âleminde Rabbine olan bağlılığını fısıldar. Çünkü haramdan yüz çevirmek, insanı sadece kötülükten korumakla kalmaz; adım adım Allah'a yaklaştırır, ruhu saflaştırır ve onu Ebedî Sevgili’nin aşkına sadık kılar. Zaten gerçek sevgi, sadece emredileni yapmakla değil, O Ebedî Sevgili’nin hoşnut olmadığı her şeyden hicret etmekle kemale erer. Günahtan sakınmak; kalbi masivadan, yani gerçek aşktan gayrı olan her şeyden temizleme gayretidir. Bu gayret ki gönül tahtını temizler ve orayı İlâhî cemâlin tecelli ettiği mukaddes bir evren hâline getirir. Yâ Rabbî! Bizleri günahtan kaçınmayı yük görenlerden değil; aşk bilenlerden eyle. Sana olan aşkın, vefanın ve sadakatin nişanesi bilip o sakınışla hafifleyen, o kaçışla Sana yaklaşan talihli kullarından eyle. Âmin. ___ /Güven Taşdemir
Risalet-i Ahmediye | 19. Sözden İlhamla
(Bestelenmiş halini YouTube kanalımdan ve tüm müzik platformlarından dinleyebilirsiniz.) İsmi geçse güzelleşir, bütün şiir nesirler. Methedemez hiç bir edip, hepsi nefse esirler. Risalet-i Ahmediye, sözler içinde gözde. On dört reşahatı havi, on dokuzuncu sözde. Rabbimizi tarif eder, tam üç külli muarrif. Açıklamış teker teker, özetlemiş müellif. Her suale mukni cevap veriyor görüyorsun. Necisin, nereden geldin, nereye gidiyorsun? Hatem-ül Enbiya, Kur’an, şu kitab-ı kainat. Duyan tasdik eder onu, aruz amik mâruzat. Tevâtürle teyit eder, hem incil hemi Kur’an. Mucize irhasat gibi, yüzler binler irhasat. Hatifler kahinler şahit, yüksek şecâyasına. Fevkalâde takvasıyla, sadık O davasına. Gel gidelim biz seninle, Ceziret-ül araba. O’nun ezeli hutbesi, inse cinne turaba. Her suale mukni cevap veriyor görüyorsun. Necisin, nereden geldin, nereye gidiyorsun? O’nun neşrettiği nurla bakarsan kainata.
Risale-i Nur