"Ona bu kadar yaklasabilme ayrıcalığına sahipken neden onu daha fazla etkileyemiyor?" diye sordum kendi kendime. "Onu gerçekten sevmiyor ya da gerçek bir sevgi beslemiyor çünkü. Sevse boyle surekli kahkahalarla gülmez, imalı bakışlar atmaz, böyle havalara girmez, çalım satmazdı. Bana göre sessizce yanında oturmak, az konuşup gözlerine daha az bakmak kalbine daha yakın olmak demekti..."
Tanrı ve tanrıça heykelciklerini bağrış çağrış pazarlayan bu satıcılara başrahibin çıtı çıkmıyordu. Kutsal Yol kirası da alıyordu çünkü, satıştan komisyonda. Kimse fesatlık etmesin, dinin gönenci için!
..."bir düş gördüm," dedi kandilci. "Rüya ama gerçek gibiydi. Biri var. Birbirimizi henüz tanımıyoruz, hiç karşılaşmadık. Bildiğim tek şey Roma'da ya da değil ama aynı dünyadayız, aynı göklere bakıyoruz. Aynı seyyareleri aynı takım yıldızları seyrediyoruz. Aynı güneş ısıtıyor bizi. ...Bildiğim tek şey var, biri var ve yaşıyor."
"..Hem ben mutsuzum, çok mutsuz. Başka sebepler de var."
"Neymiş o sebepler? Bana birkaç örnek verebilir misin?"
Bu soruyu uzun uzadıya cevaplayabilmeyi ne çok isterdim! Bir cevabı sınırlarla cevrelemek nasıl da zordu!