Hayat böyledir işte: Dengede kalmaya çalışan kalbine, hayat inciten oklarını fırlatır. Bizi ayağımıza değen taşlar büyütür, insanların ihaneti çürütür. Sonunda öğreniriz kendimizden başka kimsemiz olmadığını bu sonsuz yalnızlığı kabul edenler yaşları kaç olursa olsun gerçekten büyür.
Ay ile Chiron'un karşıtlığı, kalpte saklı yaralarımızın gün yüzüne çıkması gibidir. Ay bize uyum, nezaket ve huzur arzusunu fısıldarken, Chiron karşıdan "benim de kanayan yerlerim var, onları gör" der. Bu yüzden bugün en küçük bir söz bile olduğundan daha fazla acıtabilir, özellikle de sevilme, kabul edilme ya da değer görme konularında. Aslında bu karşıtlık bize şunu hatırlatır; incindiğimiz yerde şefkat ihtiyacımız en yüksektir. Eğer bir ilişkide huzursuzluk varsa, bunun sebebi çoğunlukla karşımızdakinin bize ne yaptığı değil, geçmişten taşıdığımız bir yaranın dokunmasıdır. Ay-Chiron karşıtlığı, işte bu görünmez dikişleri ortaya çıkarır. Bugün kendine şunu söylemek kıymetli olur; "Kırgınlık hissetmem yanlış değil. Bu duygu bana iyileşmem gereken bir yeri gösteriyor." Böylece karşındakini suçlamadan, kendini yargılamadan, sadece fark ederek ve şefkatle yaklaşarak dengeyi koruyabilirsin.
Yani bu gökyüzü şunu söyler; acıyan tarafın, aslında şifanın da kapısıdır.
Ay'ın terazide ilerleyip tüm gün boşlukta kalması ama aynı zamanda Chiron'a karşıtlık yapması, gökyüzünde hem estetik bir sessizlik hem de derinlerde huzursuz eden bir kırılganlık barındırıyor. Ay, ilişkilerde diplomasi ihtiyacını hatırlatırken, karşıt açıdaki Chiron bu diplomasinin ardındaki eski yaraları görünür kılıyor. İnsan kendini sakin göstermeye çalışırken, aslında içten içe dokunan bir konuyla yüzleşebilir. Bu yüzden bugün dengede kalmak, dış uyumu korumak kolay olsa da, içte bastırılmış kırgınlıklar daha güçlü yankı