Oruç bir kalkandır. Eğer ona tutunursan, seni İblis'ten korur. Hz. İbrâhim, Hz. Musa ve Server-i Enbiya Hz. Muhammed Mustafada oruçla korunmuştu. Bedir de Feth-i Mekke de, Ramazân-ı Şerîf'teydi; müşriklerin ordusuna karşı namaz ve oruç kalkan olmuştu müminlere.
Resûlullah sallalahu aleyhi ve sellem ashabına bir kere teravih kıldırdı. Bir daha kıldırmadı. O muhteşem ibadetin heyecanını, o meleklerle baş başa secde ediş anını ashabı ile bile paylaşmak istemedi. Dayanamazsınız, kaldıramazsınız diye korktu. Bin dört yüz sene sonra Ümmet'i geldi, müzik notaları eşliğinde teravihi eğlenceye çevirdi. Bir de Müslümanlara bunu izzetüikram olarak sunuyorlar şimdi.
İmam Malik rahmetullahi aleyh Ramazanın son on gününde itikâfta, tefsir dersini bile caiz görmemiş.
Bu Allah ile baş başa olmaktır, tefsir aracı bir kurumdur kaldır bunu demiş.
Ramazanın tarihine illaki bir ilave daha katalım diyecek olursak Bedir'i ve Mekke'nin fethini katabiliriz, bir de işin içine cihat girdi. Peygamber aleyhisselam sekiz sene oruç tuttu, o sekiz senenin iki senesini de cihat günlerinde geçirdi, 450 km'lik Mekke'ye oruçlu gittiler. Ramazanı şerifin on beşinde çıktılar, yirmisinde Mekke'yi fethettiler.
Ramazana bir ilave daha yapacak olursak bir de cihat var, Kadisiye var. O da Allah'ın aslanlarının oruçlu ağızlarıyla Mecusiliği tarihe gömdükleri günün adıdır. Bunun dışında İslam'ın örneği olan nesilde, Ramazanın başka bir farkı yok.