Freud totemcilik meselesini psikanalitik yaklaşımla çözmeye çalışmış. İlkel toplumların ve vahşilerin hayatında önemli yer tutan tabular ve nevrotiklerin kendilerine koyduğu yasaklar arasındaki benzerlikleri konu almış.
Avustralyalılarda eksik olan tüm dini kurumların yerini totemcilik alır. Totem, eti yenebilen, zararsız ya da tehlikeli, korkulan bir hayvan, nadiren bitki ya da doğa gücüdür. Totem kabilenin atası. Totemdaşlar kendi totemlerini öldürmemek gibi yükümlülük altındadır.
Toteme aidiyet Avustralyalının tüm toplumsal yükümlülüklerinin temelini oluşturur.
Belli bir toprağa ya da yere bağlı değildir totem.
Totem bağı kan bağlarından ya da aile bağlarından daha güçlüdür.
Bir insan ile totemi arasında karşılıklı bağ vardır. Totem insanı korur. İnsan da toteme karşı saygısını gösterir mesela totemi hayvansa onu öldürmez, bitkiyse onu koparmaz. Totemcilik hem dini hem de toplumsal bir sistemdir. Dini sistem olarak karşılıklı saygı ve koruma ilişkisine, toplumsal sistem olarak da klan üyelerinin birbirlerine ve başka kabilelere karşı yükümlülüklerine dayanır. Totem ilgili tabular sadece öldürme ve yeme yasağından ibaret değildir; bazen ona dokunmak hatta bakmak da yasaktır. Totem nesilden nesile annenin soyundan geçer.
Tabu, Polinezce bir kelimedir, çevirisi güçtür.
Tabu kelimesi bir yandan kutsal, kutsanmış anlamına gelirken bir yandan tehlikeli, yasak mânâsına gelir. Tabunun “uzak durma” anlamıda vardır. Zaten tabu yasaklar ve kısıtlamalarda ifadesini bulur.
Tabu kısıtlamaları dini yasaklardan farklıdır. Tanrının emirlerine göre değil, kendinden yani kişilere göre olan yasaklardır.
Wundt tabuyu insanlığın yazıya dökülmemiş en eski kanunu olarak niteler. Tabu kişinin ya da eşyanın kutsallık özelliğini bu özellikten kaynaklanan kısıtlamanın türünü yasakların