İnsanların tüm varlıkları kendileri gibi tasavvur etmeleri ve her nesneye yakından tanıyıp aşina oldukları nitelikler atfetmeleri evrensel bir eğilimdir.
Bu kitap, yeni teknolojilerin etrafında varolan teknokratik, ilerlemeci, akılcı idealizmin eleştirisi sayılabilir. Yazar, yeni tekno-kültürün, teknolojik yeniliklere olan takıntılı ilgisine karşı. Kitapta, imajların ve imaj teknolojilerinin dünyayı bilme, yaşama, hissetme ve cevap verme biçimlerimizle ne kadar yakından ilgili olduğunu ortaya çıkardığını görebiliyoruz.
İmaj, dünya ile ilişkilerimizde aracılık yapan iletişim teknolojileriyle ilgilenen bir kitaptır.
Medyadaki imajların incelendiği bu kitapta, imajların bizi dünya olaylarıyla nasıl bir ilişkiye soktuğu irdeleniyor.
Teknolojiyle ilgili vizyonlar şimdi geleceği sömürgeleştirmekte; gelecekbilim çağında yaşadığımız söyleniyor. Kapitalist imgelemin temel başarılarından biri geleceğin sömürgeleştirilmesidir bu olanakların sömürgeleştirilmesi demektir.(s.14-15)
İmajlar, bizi baştan çıkarabileceği bir kuşku uyandırabilir.
Bizi dünyadaki ve içimizdeki korku uyandıran şeylerden uzaklaştıran, kopartan araçlar teknoloji eliyle sağlanır. Teknolojik düzene inanıyoruz çünkü teknolojik düzen deneyimleri nötrleştirmemize yarıyor.
Yeni teknolojiler alternatif bir kültür, hatta belki yeni bir çağ yaratmak için fırsat olarak kabul ediliyor.
Ne tuhaf. Kendimiz ve sevdiklerimizle ilgili müthiş korkular içimizi kemirip durur.
Yine de etrafta dolaşır, insanlarla konuşur, yiyip içeriz.
İşlerimizi sürdürürüz. Duygularımız derin ve gerçektir. Nasıl olup da bizi felç etmezler! Bu duygularla en azından bir süre için nasıl yaşayabiliyoruz? Araba kullanırız, sınıfta dersimizi veririz.
Nasıl olur da hiç kimse dün gece, bu sabah ne kadar çok korktuğumuzu anlamaz?
Hep birbirimizden bir şey mi saklıyoruz, karşılıklı rıza göstererek? Yoksa bilmeden aynı sırrı mı saklıyoruz?
Üstümüzde aynı tebdili kıyafet.