Türkiye’de modernleşme sürecinde mahremiyet, kadın, başörtüsü ve kamusal alan arasındaki ilişkiyi sosyolojik açıdan inceleyen bir çalışma.
Modernleşme süreciyle birlikte kamusal alan ve özel alanın yeniden şekillendiği anlatılıyor. Geleneksel toplumda mahrem olan birçok şey modern toplumda görünür hale gelmiş. Yazar özellikle başörtülü kadınların modern kamusal alana girişi üzerine odaklanıyor. Üniversite, iş hayatı ve şehir yaşamında başörtülü kadınların görünür olması Türkiye’de modernlik tartışmalarını ortaya çıkarmıştır. Türkiye’de geleneksel İslami değerlerle modern yaşam tarzı arasındaki gerilimi ele almış. Başörtüsü sadece dini bir sembol değil, aynı zamanda kimlik ve kültür tartışmasının parçası olarak görülmüş. Modernleşme sürecinde kadın bedeni ve giyim tarzı önemli bir tartışma konusu olmuş. Başörtülü kadınlar hem dindar kimliklerini korumaya hem de modern eğitim ve çalışma hayatına katılmaya çalışmış. Mahremiyet kavramı modern toplumda dönüşmüş. Geleneksel mahremiyet anlayışı ile modern kamusal görünürlük arasında yeni bir ilişki ortaya çıkmış.
Alman sosyolog Max Weber tarafından kaleme alınmıştır. Modern kapitalizmin ortaya çıkışında dinin rolünü açıklamış. Neden modern kapitalizm ilk olarak Batı’da ve özellikle Protestan ülkelerde gelişti? sorusuna cevap vermeye çalışmış. Weber’e göre dinsel zihniyet çok önemli bu noktada. Sadece teknoloji ve ekonomi değil. Weber Kalvinist Protestanlık üzerinde durur. Çok çalışmak, dini bir görevdir. Zamanı boşa harcamak günahtır. Lüks ve israf kötüdür. Bu düşünceye meslek ahlakı denir. Kalvinist inanca göre, insanların cennete mi cehenneme mi gideceği önceden bellidir. Bu durum insanlarda kaygı oluşturur. Bu yüzden başarılı ve çalışkan olmaya yönelirler. Weber’e göre kapitalizm sadece para kazanmak değildir, kapitalizmin ruhu sürekli çalışmak, disiplinli olmak, sistemi büyütmek yani para sadece lüks için değil yeniden üretim için kullanılır. Protestan ahlakı parayı kazanmayı emreder ama harcamayı yasaklar. Bu durum sermaye birikimine yol açar. Bu düşünce de modern kapitalizmi oluşturur. Weber’e göre ekonomi her şeyi belirlemez. Yani burada Marx ile aynı düşüncede değildir. Ona göre din, kültür, değerler de ekonomiyi belirler. Din sadece ibadet değil, toplumun ekonomisini bile etkileyebilir. Weber, insanın mecbur olduğu için çalıştığını düşünür, sistemin içinde sıkışır buna “demir kafes” der. Modern insan ne kadar özgür görünürse görünsün aslında sisteme bağlı kalmıştır.