"İnsanlar sanki uyurgezer gibi yaşıyorlar hayatlarını. Önemsiz şeyleri kafaya takıyorlar: Şöhret ve para istiyorlar, diğerlerini kıskanıp hiçbir önemi olmayan şeyler için mesafe kaydediyorlar. Anlamsız hayatlar sürüyorlar. Yiyor, uyuyor ve kendilerini meşgul edecek sorunlar icat ediyorlar. Asıl olanı unutup geçici olana takılıyorlar."
Başını iki yana salladı. "Sorun ölümün SOYUT bir şey olmamasında"
"ben artık ikinci yarıya girdim ve her fani gibi ben de birinci yarıdan ders aldığımı zannediyorum. Daha da fenası, bu derslerin işe yarayacağına dair bir ümidim var."
"Sonra döndü, kollarını bir kartal gibi açarak, usulca surların üzerinden boşluğa bıraktı kendini. Sakin gökyüzünde bir kanat sesi duyuldu, sanki bulutların arasından vahşi bir çığlık yükseldi. Öylece kalakalmıştı üç polis surun dibinde. Olan bitene aldırmayan güneş, binlerce yıl yaptığı gibi antik kenti çevreleyen tepelerin üzerinden ağır ağır kayboluyordu."
Gelmiş geçmiş en büyük yasa koyucu, unutmamak gerekir ki, insanın kendi vicdanıdır. Bir insan kendisi için istediğini karşısındaki insanlar için de istediği zaman, anayasanın en temel halini oluşturmuş oluruz.
Bazı insanlar varlıklarında çok bir anlam ifade etmeyip yokluklarında özlem hissetmemizi sağlıyorsa, hata bizdedir o zaman. Kıymetini bilemediğimiz ortay çıkar.