“Öyle bir yaşta idim ve öyle bir mizaçta idim ve çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki, yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu; ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşırıyordum. Yalana her şey isyan etmelidir, eşya bile.”
‘’Bu ahlakta yalnız, yalnız o para denilen şeyi her ne pahasına olursa olsun kazanmak vardı. Şeref de oydu. Ahlak da oydu. Namus da oydu. Bir bakıma doğru da: Onunla satın alınamayacak bir şey yoktu: Pırlantasından insanına kadar.’’
Kumpanya, Kriz ve Gauthar Cambazhanesi adlı üç kısa öykünün yer aldığı kitapta Sait Faik severlerin tatmin olacağı kurgular ve konular hakim. Kitabın ilk ve en beğendiğim öyküsü olan Kumpanya’da Anadolu’nun tiyatroya bakışını, sanat anlayışını, bin bir fedakarlıklarla ve borçla kurulmaya çalışılan bir ‘Kumpanya’ görüyoruz. Modern zamanların tiyatro turnelerine Cumhuriyet’in en güzel yıllarında Kumpanyalar karşılık geliyordu. Oyuncusu, müzisyeni, yolu, bileti, sahnesi derken sermaye isteyen bu mevzuya Saffet Ferit, Kör Halit ve Salih’in gözlerinden bakıyor ve öykünün girişi boyunca onlarla beraber İstanbul’un tarihi semtlerinde borç arıyoruz adeta. Para bulunur, işler çözülür ve kumpanya sağ Salim kurulursa daha çok kazanılır ve borçlar ödenir bakış açısıyla ‘olmayan’ alacaklıları ile girdikleri diyaloglar, yokken bile var gibi mutlu olan çehreleri sizin de yüzünüzün de gülümsemesini sağlayacak.
Ne zaman hayattan bunalsam bir Adalı öyküsü beni alır yanına oturtur ve saçlarımı okşar, rahatlatır ve ve o kasvetli dünyanın sadelik ve güzelliklerine odaklanmamı sağlar.
Sabri Esat Siyavuşgil’in de dediği gibi ‘’Sait Faik’siz edebiyat bana kasvetli geliyor.’’ İşte o sebepten
‘’Bu ahlakta yalnız, yalnız o para denilen şeyi her ne pahasına olursa olsun kazanmak vardı. Şeref de oydu. Ahlak da oydu. Namus da oydu. Bir bakıma doğru da: Onunla satın alınamayacak bir şey yoktu: Pırlantasından insanına kadar.’’
Kumpanya, Kriz ve Gauthar Cambazhanesi adlı üç kısa öykünün yer aldığı kitapta Sait Faik severlerin tatmin olacağı kurgular ve konular hakim.
Yazan Kadın ve Düşünen Adam’ın Balık çorbası kokan hikayesi…
Kitapta iki yakın arkadaş olarak tanıtılan kitabın kahramanları, yaşam tarzlarındaki tezatlıklarıyla gözümüze çarpıyor. Adamın başak burcu olduğunu düşündüren düzenli evi, temiz hayatı ve berrak zihninin karşısında kadının dağınık odaları ve tozlu rafları var… Kadın varsa balık çorbası içiyor yoksa kitap yazıp ciltlemeye, fare ve kedilerle dolu yaşamına devam ediyor. Adam puding seviyor, ineğiyle sakin bir hayat sürüyor.
Temiz ya da kirli, bir düzen tutturmuş giden bu hayatı Düşünen Adam’ın; ‘Bir çocuğumuz olsa’ düşüncesi ile hareketleniyor. Bir çocuktan duyulan beklentilerin, kız ve erkek çocuğu ayrımının, ebeveynlik-arkadaşlık bağlamının bir araya getirilerek kurgulandığı bu atmosferden keyif alacağınızı düşünüyorum.
Çocuklar için yazıldığı belirtilmiş olsa da her çocuk edebiyatı ürünü aslında yetişkinlerin çocukları anlama-anlamlandırma ve onlara ürün sunma sürecini kapsar. Hem bu sebepten hem de yetişkinlerin de bir zaman çocuk olduğunu unutmayarak kitabı sahiplenmek isterim :)
Ursula K. Le Guin’in yarattığı ütopik kurguları daha önce okuduysanız, olağanüstü bir hayal gücünün çocukların düzlemine göre nasıl ayarlandığına hayran kalabilirsiniz. Son söz olarak kitabı kurgusuyla paralel, rengarenk bir dünyada resimleyen Vicdan ileri’ye de teşekkürler
Kayıp aranıyor!
Peki bulunmak istiyor mu? Umarım kaybolmaktan, kayıp diye anılmaktan pek hoşnut bir şekilde kendini bulduğu yerde çok mutlu bir kadın olarak yaşamına devam ediyorsundur Nevin.
Sait Faik’in yazıp da tadını damağımda bırakmadığı tek bir yazı dahi yoktur. O sebeple her satırından ayrı bir keyif aldığım, teknikçilere göre onun iki romanından biri olan fakat fikrimce uzun hikaye diyebileceğim ‘Kayıp Aranıyor’; Konsolosun kızı, Gazeteci Özdemir’in eşi diye anılmaktan bi hayli sıkılan, Avrupa’da mektep görmüş, kendini içine doğduğu toplumun şartlarına oranla bi hayli yetiştirmiş Nevin’nin hikayesini konu alıyor.
Kadın-erkek ilişkilerindeki hata paylarının cinsiyete göre nasıl adaletsiz olduğundan, özgürlüğün, gönlünce yaşayabilmenin ne derece kıymetli olduğundan söz eden oldukça uzun ve güzel bir hikaye...
Adalı’nın Yeşilçam’da birçok film için senaryo kaleme aldığını duymuştum. İşte bu hikayede de Yeşilçam’dan benzer karakterler, sesler, yüzler, sohbetler ve hatta kadeh tutuşlar görebiliyorum.
Çoğu kadının Nevin’i okurken kendini görebileceğinden eminim, zira ben oldukça Nevin’im!
Kendini bulmak için yola düşmekten korkmayanlara #bencebiokuderim
#SaitFaikAbasıyanık
İsim ne kadar popülist, ne kadar kapitalist değil mi? Kapakta aşkı arayan bir kadın figürü var adeta. Fakat gerçekler hiç de öyle değil. Bu kitapta kimse aşkı bulamadığı gibi onu nasıl korursunuz size buna benzer tavsiyelerde vermiyor.
Yazarın çeşitli ve anlatım olarak çok daha başarılı bulunan kitapları olsa da benim ilk tercihim bir sahaf rafından aldığım bu arkadaş oldu.
Günlük yaşamda hepimizin kendinden bir parça bulacağı birçok his, yazarın kendine has üslubuyla kaleme alınmış. Olayları bağlama noktasında başarılı bulmasam da anlatım olarak farklılıktan dolayı dikkat çekici bir yapıya sahip.
Tüm saflığı yanlış tercihte kaybetmek ve hayatın geri kalanını sıcak fakat bir türlü ait olunamayan kollarda kaybetmenin hikayesi; Nevit.
Yakın arkadaşı ve kitabın tek aklıselimi Cem, esas kızımız Selin ve bir an esas kızın yerini aldığını düşündüğümüz Aslı.
Kitapta çok fazla kadın var. Bunun sebebi yazarın duygusal eksiklikleri cinsel dürtülerle ana karaktere bir yük olarak taşıtması. Hislerin üstünlüğünü savunan ben bundan pek hoşlanmasam da meraklısına