eczacı: "benim bir dinim var," dedi, "kendi dinim; hatta, onların bütün gülünç, sahte törenlerine, hokkabazlıklarına karşılık hepsinden daha çok dindarım ben! tanrı'ya taparım ben! bu tanrı ne olursa olsun, hiç önemi yok. yurttaşlık, aile başkanı görevlerimizi yerine getirmek için bizi yeryüzüne yerleştiren yüce varlığa, yaradana inanıyorum. kiliseye gitmeye, gümüş kaplanı öpmeye, bizden daha iyi beslenen bir yığın maskarayı kendi cebimden semirmeye hiç gereksinmem yok! çünkü tanrı'ya pekala bir ormanda, bir tarlada ya da eski insanlar gibi yalnız gökkubbeyi hayranlıkla seyrederek ibadet edilebilir.
çocuğu, annesiyle uzayan her konuşmada bir sıcaklık kaplar; sözcükler anlamını yitirir; kadına olduğunca yakınlaşmayı ister, bu yüzden de günboyu yaşadıklarını, odanın dört bir yanında dolanarak el kol hatta gözlerinin yardımıyla oynatıp iletse diye, düşünürdü kadına.