Şeyma

Şeyma
@scheymless
Almanca Öğretmeni
Ege Üniversitesi / Alman Dili ve Edebiyatı
İzmir
5 kütüphaneci puanı
63 okur puanı
Ekim 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Ve şimdi başka her zamankinden de iyi biliyorum, en iyi yıllarımı boşu boşuna harcadığımı!
Sayfa 55·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Satranç Üzerine İnceleme
Puan vermedi·83 syf.··
2024 4. kitabı
Yine üniversite dönemimde incelemiş olduğum bir kitap için yazı yazmak istedim. Buyrun okuyunuz... Satranç, sadece satranç oyununun değil, insan zihninin ve varoluşun sınırlarının da anlatıldığı derin bir metindir. Stefan Zweig’in bu kısa ama sarsıcı eseri, yazarın yaşamının son dönemlerinde yazılmış olmasıyla da ayrı bir anlam taşıyor. Küçük hacmine rağmen Satranç, insan ruhunun ne kadar karmaşık ve kırılgan olabileceğini çok çarpıcı şekilde gösteriyor. Hikâye, bir gemi yolculuğu sırasında geçiyor ve bu kapalı, sınırlı mekân zaten baştan itibaren okuyucuya bir sıkışmışlık hissi veriyor. Bu atmosfer, karakterlerin iç dünyalarıyla da örtüşüyor; çünkü Satranç, aslında insanın dış dünyayla değil, kendi zihniyle verdiği savaşın romanıdır. Zweig bu eserde birden fazla önemli temayı ustalıkla işliyor: zihinsel dayanıklılık, izolasyon, insan onuru, zekânın gücü ve kırılganlığı... Ve tüm bunları yaparken aşırı dramatik olmuyor; aksine oldukça sade, gözlemci bir üslupla anlatıyor. İşte bu da onu hem kolay okunur hem de kolay unutulmaz yapan şeylerden biri. Zweig’in bu eseri 1941 yılında, İkinci Dünya Savaşı’nın ortasında, Brezilya’da sürgünde yazılmış. Zweig, Avusturyalı bir Yahudi olarak Nazi rejiminden kaçmak zorunda kalmıştı. Yaşadığı bu sürgün hayatı, aidiyet duygusunun yitimi ve insanın kendi kimliğine yabancılaşması Satranç’ta dolaylı ama güçlü bir biçimde hissediliyor. Özellikle bazı karakterlerin yaşadığı zihinsel tutsaklık, savaşın ve baskının birey üzerindeki psikolojik etkisini yansıtıyor. Bu anlamda Satranç, bir sürgün edebiyatı metni olarak da görülebilir. Mekân olarak bir gemi seçilmiş olması da bu yüzden tesadüf değil. Ne tam bir başlangıç noktası var ne de bir son; her şey askıda, belirsiz. Tıpkı o dönem pek çok insanın hayatı gibi. Zweig’in dili her
1000Kitap
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,5bin okunma
Effi Briest Üzerine
Puan vermedi·408 syf.··
2025 2. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2025 11:02
Bu kitabı üniversite dönemimde incelediğim zamandan beri çokça severim ve incelemelerimi sizinle paylaşmak için heyecan duyuyorum. Theodor Fontane’nin Effi Briest romanı, 1895’de yayımlandığından bu yana sadece Alman edebiyatında değil, dünya edebiyatında da önemli bir yere sahip. Evet, bir klasik olmanın getirdiği o soğuk, uzak havayı taşıyor gibi görünse de aslında içine girdiğinizde çok sıcak, çok insanî, çok içten bir hikâye anlatıyor. Öncelikle dönemi anlamadan romanı anlamak pek mümkün değil. 19. yüzyıl sonları, Almanya’nın Prusya önderliğinde birleştiği, sanayileşmenin ve modernleşmenin toplumsal hayatta büyük değişimlere yol açtığı bir dönem. Ancak tüm bu değişimlerin arasında, aristokrat kesimin ve küçük burjuvazinin katı ahlaki kuralları hâlâ dimdik ayakta duruyor. Özellikle kadınların toplum içindeki rolü çok kısıtlı; iyi bir eş, sadık bir anne olmanın dışında kendilerini gerçekleştirebilecekleri hemen hiçbir alan yok. İşte Effi Briest’in trajedisinin kalbinde de tam olarak bu gerçek yatıyor. Romanın baş kahramanı Effi, daha çocuk yaşta, 17 yaşında evlendiriliyor. Kendisinden çok daha büyük bir adam olan Baron von Instetten ile yaptığı bu evlilik, aslında bir aşk evliliği değil; daha çok toplumun onayladığı, ailelerin de uygun gördüğü bir düzenleme. Daha en başından itibaren Effi’nin ne kadar genç, ne kadar hayata aç, ne kadar oyun oynamaya, eğlenmeye, kendini keşfetmeye ihtiyacı olduğu belli. Onun heyecanlı ruhu, Instetten’in soğukluğu ve ciddiyetiyle sürekli çatışıyor. Fontane, Effi’nin bu içsel dünyasını çok sade ama çok etkileyici bir dille anlatıyor. Kısa cümleler, doğal diyaloglar, bazen küçük detaylarla, örneğin evin kasvetli dekoru ya da sürekli uğuldayan rüzgâr sesleri, Effi’nin yalnızlığını hissettiriyor. Edebi olarak bakarsak, roman hem
Edebiyat
Effi BriestTheodor Fontane · Alfa Yayınları · 2018171 okunma
Yaşama umutsuzluğu yoksa, yaşama aşkı da yoktur.
Sayfa 65·Kitabı okudu
İnsan için hiçbir şey kibrini tatmin etmekten daha önemli değildir, hiçbir yara kibrin aldığı yaradan daha fazla acıtmaz.
Sayfa 51·Kitabı okudu