Şeriat
Şeriat, toplumda uyulması gereken hukukî kurallar demektir.
Peygamberimiz (sav), ümmî olduğu halde fert, aile ve toplum hayatıyla ilgili hukuk kuralları ortaya koydu. Bu kurallar, Kur'ân'dan, onun sözlerinden, fiil ve hallerinden ortaya çıkıyordu. Bu hukukî kurallar, 14 asır boyunca milyonlarca insanı adilane bir şekilde idare etti.
İslâm hukukunun (şeriatın); şahsi hayatı, aile hayatını, toplum hayatını, millet hayatını bütünüyle kuşatan bir yapısı vardır. Bu yapıda yemek yeme adabından, milletlerarası hukuka varıncaya kadar her hükmün birbiriyle mükemmel bir uyum içinde olduğu görülür. İslâm şeriatının 14 asır öncesinden söylediği bazı konulara bugünkü medeni milletler ancak yüzyıllar sonra erişebilmişlerdir.
Ümmî bir zatın hukuk kuralları ortaya koyması ve asırlar boyunca insanları adilane idare etmesi mûcizevî bir olaydır ve Peygamberimiz (sav)'in risaletine delildir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Üstad Bediüzzaman, Peygamberimiz (sav)'in risalet yönünü şöyle tasvir eder:
"O burhanın manevî şahsiyetine bak: Yeryüzü bir mescid, Mekke bir mihrap, Medine bir minber, o apaçık burhan [delil] olan Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâm bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatip, bütün enbiyaya reis, bütün evliyâya seyyid, bütün enbiya ve evliyâdan mürekkep bir zikir halkasının başkanı (ser zakiri)dir."
Evet, peygamberler mûcizeler de göstermişlerdir. Fakat bu daimi değildir. Üstad Bediüzzaman, bu konuda şöyle der:
"Resul-i Ekrem (sav), nev-i beşere imam ve rehber olarak gönderilmiştir. Ta ki, insanlar, şahsi ve toplum hayatındaki kuralları, kaideleri ondan öğrensin ve Cenab-ı Hakk'ın irade ve kudretiyle kâinata koyduğu kanunlarına itaate alışsınlar ve hikmetinin düsturlarına uygun hareket etsinler. Eğer Resul-i Ekrem Aleyhissalâtu vesselâm, toplum hayatında ve şahsi hayatında daima hârikulâdelere ve mucizelere istinad etseydi o vakit insanlara her yönüyle imam ve rehber olamazdı.
“Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara faydalı şeylerle (dolu) gemi(ler) in denizde akıp gitmesinde, Allah'ın semadan bir su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, yeryüzünde yürüyen her türlü hayvanı yaymasında, rüzgârları ve yerle gök arasında emre hazır bekleyen bulutların yönlendirilmesinde, şüphesiz akleden (aklını çalıştıran, tefekkür eden) bir topluluk için elbette (Allah'a işaret eden) deliller vardır." (Bakara, 164)