Evet, şu kâinatın durumu, onların varlığını gösteriyor. Çünkü kâinatı had ve hesaba gelmeyen dakik (ince) sanatlı süsler, manidar güzelliklerle ve hikmetli nakışlarla süslemesi; bilbedâhe ona göre tefekkür eden ve o güzelliklere hayran olan, takdir eden varlıkların görmelerini ister; vücudlarını, varlıklarını taleb eder. Halbuki ins ve cin, şu nihayetsiz vazifeye, şu hikmetli nezarete, şu geniş ibadete karşı, milyondan ancak birisini yapabilir. Demek bu nihayetsiz ve çok çeşitli olan şu vazifelere ve ibadetlere, nihayetsiz melâike çeşitleri lâzımdır ki, şu büyük âlem mescidini saflarıyla doldurup şenlendirsinler.
Evet, şu kâinatın her bir cihetinde, her bir dairesinde, ruhânîlerden ve meleklerden birer taife, birer ubûdiyet vazifesiyle vazifeli olarak bulunurlar. Bazı hadîslerin işaretiyle ve şu âlemdeki intizâmın hikmetiyle denilebilir ki: Bir kısım seyyar, gezici cansız cisimler semada gezen yıldızlardan tut, ta yağmur katrelerine kadar bir kısım meleklerin gemileri ve binekleridirler. O melekler, bu seyyarelere Allah'ın izniyle binerler, şehadet âlemini seyredip gezerler ve o bineklerin tesbihlerini, zikirlerini temsil ederler.
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Altınbaşak Neşriyat, s. 176 (29. Söz)