Sıdıka kaya

Hem bil ki, her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır.
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ey dünyaperest nefsim! Acaba ibadetteki füturun ve namazdaki kusurun meşâgıl-i dünyeviyenin kesretinden midir veyahut derd-i maişetin meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun? Sen istidat cihetiyle bütün hayvânâtın fevkinde olduğunu ve hayat-ı dünyeviyenin levâzımâtını tedarikte iktidar cihetiyle bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Bundan neden anlamıyorsun ki, vazife-i asliyen hayvan gibi çabalamak değil, belki hakikî bir insan gibi hakikî bir hayat-ı daime için sa’y etmektir?
Din
Rasûlullah (sav), Hazret-i Ömer'in oğlu Abdullah'a şöyle der: "Sabaha yetiştiğinde, akşama erişeceğim diye bir şey düşünme. Akşamlayınca da, sabaha gireceğine umut bağlama. Henüz hayatta iken ve ölüm senin kapını çalmazdan önce hayatının değerini bil. Hastalığa yakalanmazdan önce, sağlığının değerini bil, ey Abdullah! Sen, yarın adının ne olacağını bilemezsin. İbn Hibban rivayet etmiştir.
Din
..geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete kalb olmuş. Elemi gitmiş, lezzeti kalmış. Külfeti, keramete iltihak; ve meşakkati, sevaba inkılâb etmiş. Öyle ise, ondan usanç almak değil, belki yeni bir şevk, taze bir zevk ve devama ciddî bir gayret almak lâzım gelir. Gelecek günler ise madem gelmemişler; şimdiden düşünüp usanmak ve fütur getirmek, aynen o günlerde açlığı ve susuzluğu ile bugün düşünüp bağırıp çağırmak gibi bir divaneliktir. Madem hakikat böyledir. Âkıl isen, ibadet cihetinde yalnız bugünü düşün. Ve “Onun bir saatini, ücreti pek büyük, külfeti pek az, hoş ve güzel ve ulvî bir hizmete sarf ediyorum” de. O vakit senin acı bir füturun, tatlı bir gayrete inkılâb eder.
Din
İşte bu ve benzeri durumlar eğer kişiye anlatılırsa, gönlünde, ölen arkadaşının, tanıdığının ve benzerlerinin ölümleriyle ilgili olarak ayrıntılı bir bilgi edinilirse, nasıl bir ölümle dünyadan ayrıl dığı hatırlatılırsa, adamın o güzelim şekil ve suretinin toprak altında ne hal aldığı gözleri önünde canlandırılırsa, adamın neşeliliği, gençliği, hayat için ve hayatta kalabilmek için ne kadar çalışıp çırpındığını, ne kadar koşuştuğunu gözler önüne serilirse, ölümü hiç hatırlamadan, ölümün kendisini nasıl alt ettiğini ve bir de, hep sebeplere bakarak nasıl aldandığını gözler önüne sermek gerekir ki, insan ölümden ibret alsın ve aklını basına devsirebilsin. Aynı zamanda insanın hep gençliğe ve güce yönelip durduğunu, bir gün yaşlanacağını ve kuvvetinin yok olacağını hiç düşünmediğini, hep gülme ve oynamayla, oyun ve eğlenceyle gününü gün etmek istediğini, buna rağmen gözlerinin önünde gerçekleşen ölüm olayından nasıl da habersiz ve gafilce yaşadığını hatırlamak ve hatırlatmak gerekir. Böylece, hızlıca kendisini helâk ve yok oluşa nasıl da terkettiğini kişiye hatırlatmalıdır. Önceleri nasıl hızlı hareket ettiğini ve canlılığını hatırlatmalı, fakat şu andaki durumlarının ise pek de iç açıcı olmadığını, neredeyse eklemlerinin birbirinden ayrılacak bir konuma geldiğini hatırlatmalıdır. Daha önce insanın nasıl güzel bir hatip olarak konuştuğunu, şimdiyse o güzel konuşan dilini böceklerin ve yer altında kurtların yeyip tükettiğini; bir zamanlar nasıl güldüğünü, ancak şimdi toprak altında dişlerinin toprak tarafından nasıl da yenildiğini hatırlatmak gerekir. İnsan, geleceği için, dünyada iken yirmi yıl sonraki bir gelecek için çalışıp çırpınıp durdu; hatta, kendisinin ihtiyaç duyamayacağı kadar fazla mal varlığını edindi. Öyle ki, kendisiyle ölüm arasındaki mesafe belki de bir
Din