İnsana verilen büyük emanetlerin elbette bir değerlendirmesi ve hesabı olacaktır. Aklı tefekkürde kullanman gerekirken diyelim ki endişe ve hırs için kullandın. Gözü tefekkürde kullanacaktın, şehvet ve nefs için kullandın. Sağlığı, Allah'ı hoşnutsuz edecek işlerde kullandın. Cenâb-ı Hakk'ın verdiği harikulade aletleri en değersiz işlerde kullandın. Bu tür davranışlar, açık anlamıyla bir isyandır. Bunların elbette insanın pek hoşuna gitmeyen bazı bedelleri olacaktır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gözlerimizi düşünelim. Bu gözler, bir gün bir ölünün gözleri olacak. Onun gördüğü güzel manzaraların, tadına doyulmaz seyirlerin hepsi uçup gidecek. Dünyada gördüğü sahnelerin tümü bir anda yitecek. Bu gözler, bir şelaleye bakmış, onu kendinde muhafaza edememiş, mavi gökyüzüne bakmış, onu da biriktirememiş, lezzetle, keyifle seyrettiği sahneleri kendinde tutamamış. Sonuç itibarıyla da bir daha çalışmayacak. Bari güzel baksaydı. Hayırla baksaydı. Tefekkürle baksaydı. Cenâb-ı Hakk'ın izni ve emri çerçevesinde baksaydı. Kendisine sonsuz saadetin kapılarını açacak şekilde baksaydı. İleride kendisine ağır bedeller ödetecek biçimde bakmasaydı.
Gözlerini kâinat kitabını tefekkür etme işinde kullananlar, onun kıymetini bilmiş olurlar. Gözler zaten öncelikle böyle bir iş için verilmiştir. İlahi mucizelerin seyircisi olsun diye var edilmiştir. Bir arı, çiçek çiçek dolaşarak bal özlerini nasıl topluyorsa göz de baktığı her tablodan Cenâb-ı Hakk'a giden yollar bulmalı, topladığı manzaralarla kendine ilahi marifet ve muhabbet petekleri meydana getirmelidir. Göz nimetinin hakkının verilmesine en yakın nokta işte budur.