Hani Rabbimiz buyuruyor ya "Dikkat edin! Allah'ın velâyeti altında olan kimseler için korku yoktur, onlar için üzüntü de söz konusu değildir." (Yunus 10/62) Öyleyse Allah'ın velâyeti altına girmeli. Yani O'nu bizim Velîmiz, Mevlâmız kabul ederek O'na dayanmalı, O'na sığınmalı, O'na tevekkül etmeli.
Hem güvendiğiniz ve bel bağladığınız ve âsâr-ı İlahiyeyi ve ihsanat-ı Rabbaniyeyi onlara isnad ettiğiniz hangi tabiatınız, hangi esbabınız, hangi şerikiniz, hangi keşfiyatınız, hangi milletiniz, hangi bâtıl mabudunuz, sizi sizce i'dam-ı ebedî olan mevtin zulümatından kurtarıp, kabir hududundan, berzah hududundan, mahşer hududundan, sırat köprüsünden hâkimane geçirebilir, saadet-i ebediyeye mazhar edebilir? Halbuki kabir kapısını kapamadığınız için, siz kat'î olarak bu yolun yolcususunuz. Böyle bir yolcu, öyle birisine dayanır ki, bütün bu daire-i azîme ve bu geniş hududlar, onun taht-ı emrinde ve tasarrufundadır.
Hem dahi, ey bedbaht ehl-i dalalet ve gaflet! "Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi, merhametsiz azab çekmektir."
Allah'ın [sıkıntınızı rahatlığa erdirmesinden ümidinizi kesmeyin." (Yusuf 12/87)
Geceyi gündüze çeviren, kışı yaza çeviren, ölüden diriyi çıkaran Allah senin sıkıntını gideremez mi? Seni rahatlığa kavuşturamaz mı? Elbette bunu yapabilir. Ama dünya imtihan dünyası. Sen O'na inandığını ve güvendiğini göstermekle, ispat etmekle yükümlüsün. O'nun için sıkıntı anlarında "Elbette Rabbim bana rahatlığı gösterecektir." diye düşün. Çünkü Allah'ın rahatlığı getirmesinden ancak kâfirler ümidini keser. Zira onlar Allah'a inanmazlar. İnansalar bile O'nun imtihanını kabul etmezler. Olan biten her şeyin kendiliğinden olduğunu zannederler. Sen böyle yapma.