Sıdıka kaya

Otuz üç yaşındayım. Kâbe'deyim. Dünyanın en tatlı sürprizi, en mahcup eden haberini almışım, hac nasip olmuş. Zihnimde onlarca düşünce... Bundan önceki hayatımdan bundan sonraki hayatıma götürmek istediklerimi, Kâbe'de bırakıp da dönmeye niyet ettiğim arazlarımı düşünüyorum... 'Hacı' olmayı düşünüyorum. O sırada çat diye bir kapı açılıyor zihnimde. Biri giriyor içeriye. Davetsiz, selamsız. 'Hoop!' diyorum, 'arkadaşım kapısız köyden mi geldin?' Davetsiz misafir diye bir şey var, tamam da böyle de girilmez ki içeri. Hani ağlayan küçük bir çocuk görürsün de şefkatle karışık acıma duygusuyla bakarsın ya yüzüne. Öyle bakıyor bana. Oysa ağlamıyorum, kızıyorum hatta. 'Sen kimsin,' diyorum. 'Ben senim,' diyor. 'Nasıl yani,' diyorum. 'Ben benim zaten. Sen nasıl ben olursun?' İnsanın katmanlarını anlatıyor bana müstehzi bir ses tonuyla. 'Küçücük bir gonca katman katman yaratılmış; ağaca baksan kabuğuyla, köküyle, damarıyla, meyvesiyle, yaprağıyla kaç kattan müteşekkil kılınmış; yerin yedi kat arzı göğün yedi kat direklerine sarılmış; kuşundan böceğine, gülünden lalesine her varlık bir sır ve hikmetle biri diğerini celbeden katmanlarla donatılmış olarak yaratılıyor da sen kendini yalnız 'sen'den ibaret mi sanıyorsun böyledir. Dış kabuktan başlayıp içe doğru aşikâr eder yaralar kendilerini. İşte bu yüzden dün değil de bugün geldim yanına,' diyor. İyileş artık, soy kabuklarını, kendini kabuk sanmayı bırak diye geldim,' diyor, şefkatli, anaç bir tavırla. 'İyi de nasıl?? diye soruyorum. 'Öyle çok sarılmışım ki yerini, nedenini ve nasılını bile bilmediğim kabuklarıma. Kabuklarım olmadan çıplak hissetmekten korkuyorum,' diye fısıldıyorum. 'Eee çıplak doğmadın mı zaten?' diyor. 'Yeniden doğmak istiyorsan çıplak olman şart...'
1K
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Biliyor musun Mücella, insan bir noktada kendinden de sıkılabiliyor. Hep kendini görmek, kendini işitmek, kendinle sohbet etmek yoruyor zamanla. Aynı arkadaşla ya da aynı oyuncakla oynayıp dursan bir süre sonra sıkıcı gelir ya hani. Aynen öyle. O kadar kendinle kalıyorsun ki bazen, kendinle olmaktan sıkılmaya başlıyorsun.
Hayat ve İnsan
Her şey, öyle ya da böyle geçip gidiyor.
Ne ilginç değil mi? Koskoca bir ömür yaşadım sanıyorsun ama hepi topu beş on dakikada anlatacağın kadar bir şey aslında. Bu bana hep neyi hatırlatır biliyor musun? Allah'ın kıyamette insanlara, 'Yeryüzünde ne kadar kaldınız?' diye sormasını... Hani insanlar, 'Bir gün veya bir günden daha az' diye cevap veriyorlar ya! Bilmiyor musun bu ayeti? Mü'minûn Suresi'nde geçiyor. Neyse... İşte bu âyeti her düşündüğümde, 'Ne kadar da isabetli bir diyalog' diyorum içimden. Düşünsene, ben kırk iki yaşındayım ve kırk iki yıllık ömrü beş on dakikada anlatabileceğimi düşünüyorum. Geçmişte yaşadığım acılarımı, öfkelerimi, hüzünlerimi, aşklarımı, savaşlarımı... Hepsini zihnimde toplamaya çalışıyorum ve hissettiğim şey bu. Sanki tüm o duygular uzun yıllar sürmemiş de küçücük bir anda olup bitmiş gibi. Ne acayip değil mi? Geçmez sandığın her dert, bitmez sandığın her acı, sonsuz sandığın her mutluluk, bugünden baktığında küçücük bir ânın içine sığabilecek kadar küçülüyor. Her şey, öyle ya da böyle geçip gidiyor.
1K
İnsanın yüzeye hızla çıkması için önce dibe batması gerekirmiş..
Hayat ve İnsan