Sena Duru

Sena Duru
@sdsdsdsdsdsd
"Görüyorsunuz ki bazı sözcükler anlamları açık seçik anlaşılacak şekilde oluşmuştur. Örneğin 'kaygı sözcüğü. 'Kaygı', bir şeyle o şey daha olmadan, gerçekleşmeden ilgilenmek anlamına geliyor. Öyleyse, bu evrende, henüz olmayan, gerçekleşmeyen şeyle ilgilenmek yeteneğine sahip olan kim? Asla kaygılı olmayın. Yazgınıza ve gittiğiniz yola karşı dikkatli olun. Size emanet edilmiş olan ışık kılıcını iyi kullanabilmeniz için öğrenmek zorunda olduğunuz şeyleri öğreniniz. Dostlarınızın, öğretmenlerinizin, düşmanlarınızın nasıl savaşım verdiklerini gözlemleyiniz. Yeterince çalışma yapınız, ama rakibinizin hangi darbeyi indireceğini bildiğinize kesinlikle inanmayınız, ki bu hataların en kötüsüdür."
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Arkadaşlar! İnsan yetiştirmekte eğitim ve öğrenim başlangıcının ne kadar önemli olduğunu takdir etmeyen asrımızda hiçbir fert yoktur. İlk terbiyenin üstün şekilde olmaması, ilk terbiyenin fena verilmesinin, yanlış verilmesinin doğuracağı mahzurlar hiç verilmemesinden daha çok ve daha büyüktür. Çok arzuya şayandır ki, böyle yanlış bir terbiye yerine saf ve içten kalabilmesi için hiç terbiye almasın. Halbuki buna imkân yoktur. Ana kucağında taşıdığı çocuğa söylediği her kelimesiyle bir ders vermektedir. Çocuklar, analarının her hareket tarzından bir ders almaktadırlar ve öyle dersler ki, bugün dimağlarımızı yoklayalım, hâlâ yerleri vardır. En yanlışının yeri en derindir. Bunun üzerine, kuvvetli millet yapmak istiyoruz. Bunları kim yapacak? Milletin fertleri, kim yapacak bunları? Farz edelim ki erkekler yapacaktır. O halde erkeklerin nasıl yetişmesi lazımdır ve ne için yetişmesi lazımdır ve ne yapacaktır? Bir defa bunları kadının bilmesi lazımdır. Halbuki kadının bunu bilebilmesi kolaylıkla kendi kendine hasıl olur. İlim mertebesinde değildir. Bu itibarla kadınlar âlim olacaktır. Fenni bilecektir. Erkeklerin geçebileceği bütün tahsil derecelerinden geçecektir. Sonra kadınlar sosyal hayatta erkeklerle beraber yürüyecektir ve daima birbirinin yardımcısı, yol göstericisi olacaktır. Acaba bizim milletimiz de böyle değil midir? Ve bizim milletimizin de böyle olmaması için ne engel vardır? Daima öne sürülen bir şey vardır ki o da din engellemesidir. Bilhassa Batılılar, bilhassa bu milleti yok etmek isteyen o koyu düşmanlar bizi, daima her işimizi din etkisi altında tutmuşlardır. Halbuki arkadaşlar bunda büyük bir hata vardır. Çünkü bizim dinimiz hiçbir vakit böyle bir şey istemez. Tabii içinde bulunan hoca efendiler çok iyi bilirler ki Allah'ın emrettiği emir, Müslüman ve
Efendiler! Bu siyasetin içinde hem dinî siyaset vardır hem de ulusal siyaset vardır. Bunun üzerine biz birbirine karıştırılmış ve fakat uygulanabilecek, aklın kabul edeceği bir siyaset takip etmiş olmalıyız. Eğer İslamlardan "Allah" kelimelerini yükseltmek bir dinî görev olarak isteniyorsa, hiç şüphe yok, Müslümanlar ne kadar kuvvetli, kudretli ve fakat bütün bu kudret ve kuvvet ne kadar bilinç olarak yüksek olursa, ilimde, fende ne kadar yetişkin olursa tabiatıyla “Allah” kelimelerini yükseltmeyi o kadar çok iyi yapmasını bilir ve Allah ancak bu tarzda çalışmadan daha çok memnun olabilir. Bütün İslam ehline de ne yapmak lazım geleceğine dair kuvvetli ve maddi bir örnek gösterilmiş olur.
Ancak dünyanın kendisi, gerek çevremizdeki, gerek içimizdeki varlık asla tek taraflı değildir. Asla bir insan ya da bir eylem tümüyle Sansara, tümüyle Nirvana değildir, asla bir insan tümüyle kutsal ya da tümüyle günahkar olamaz. Böyle gibi görünmesi yanılmamızdan, zamana gerçek bir nesne gibi bakmamızdandır. Zaman gerçek değildir, Govinda, ben sık sık yaşadım bunu. Zaman da gerçek değilse, dünya ile sonsuzluk, acı ile mutluluk, kötü ile iyi arasında var gibi görünen çizgi de bir yanılgıdan başka şey değildir. "Nasıl yani?" diye sordu Govinda telaşla. Beni iyi dinle, dostum, iyi dinle! Benim gibi, senin gibi bir günahkâr, günahkardır; ama bir gün yine Brahman olacak, Nirvana'ya ulaşacaktır, bir gün yine Buddha olacaktır. İşte bu 'bir gün' yanılgıdır, bir benzetmedir yalnızca! Günahkâr dediğimiz kimse, Buddha yolunda ilerleyen biri değildir: Her ne kadar biz düşüncelerimiz de nesneleri başka türlü tasarlayamazsak da, günahkar bir kimse bir gelişim sürecini yaşamaz. Hayır, gelecekteki Buddha günahkâr kişinin içinde şimdiden, bugünden vardır, geleceği içindedir onun, onda, sende, herkeste oluşan, olası, gizli Buddha'ya tapmak gerekir.
Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir, ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez.