...Bense Lotte'nin gözlerini arıyordum: o gözler başkalarının üstünde dolaşıyor, beni hiç görmüyordu. Ben yalnızca onlarla meşgulken; onlar bana bakmıyordu. Kalbim ona binlerce kez Allaha ısmarladık diyordu. Lotte bana bakmadı. Araba gitmişti, gözlerim yaşardı. Arkasından bakıyordum, başını arabanın penceresinden çıkardı, geriye doğru baktı. Ah, yoksa bana mı? Sevgili dostum! Bu belirsizlik içinde salınıp duruyorum. Tesellim bu: belki gözleri beni aramıştır, belki! İyi geceler. Ah, ne kadar da çocukmuşum!...
Neşesizlik tıpkı miskinlik gibidir, çünkü o da bir tür miskinliktir. Üstümüze böyle miskinlik çöktüğünde onu yenecek gücü bulursak işimizi hemen başarır, çalışmaktan gerçekten zevk alrırız
Kendi yetiştirdiği lahanayı sofrasına koyan insanın basit ve çocukça sevincini duyabildiğim için ne kadar mutluyum. O sadece lahananın tadını almakla kalmıyor, onu yetiştirdiği günlerin, sabahların, onu suladığı tatlı akşamların, yavaş yavaş büyümesinin sevincini de tek bir anda tekrar yaşıyor.
Çocukların neyi, niçin istediklerini bilmedikleri konusunda bütün yüksek eğitimciler, hocalar aynı fikirdeler. Fakat çocuklar gibi yetişkinlerin de şu yeryüzünde sendeleye sendeleye dolandıklarını, onlar gibi nereden gelip nereye gittiklerini bilmedikleri, keza gerçek amaçlar için çabalamak yerine bisküvi, pasta, huş sütlacıyla yönetildikleri konusuna gelince; buna kimse inanmak istemez, ama bana öyle geliyor ki, bu elle tutulacak kadar somut bir şey.