İnkarcılar, ALLAH teala adil ve merhametli olsaydı, duaları kabul etseydi (haşa ve kella), önce zulüm gören, katledilen müslümanlara yardım ederdi, onların dualarını icabet ederdi, onları selamete kavuştururdu diyorlar. Ne münasebet! ALLAH'ın dünyada mutlak adaleti tesis edeceğine, iman edenlere daha mesut, daha bahtiyar bir hayat bahşedeceğine, zulme uğramayacaklarına, onlara dünya malı, mülkü, makam ve mevkisi açısından daha ziyade lütufta bulunacağına dair bir vaadi mi var? Sünnetullah, yani ALLAH'ın koyduğu değişmez fıtri kanunlar icabı, dünyevi kudret, mülk ve itibar, bunları elde etmek için sebepler dairesinde cehd ve gayret gösteren kullara verilir. Bu noktada inanç bir kriter değildir. Dünya denen bu mahalde tabiat kanunları caridir. Çalışan, gayret eden, pes etmeyen milletler maddeten âbad olur ve yükselir. Fenni ihmal ederek terakki etmenin imkanı yoktur. Bu hususta bizim kâfirlerden farkımız ancak tevekkül etmememiz olacaktır. Tevekkül, tüm müşahhas şartların eşit olduğu durumda, ALLAH'ın, müminleri lütfuyla muvaffak kılacağı bir ameldir. Vesselam...
Din
Bazı insanların bana kötü davranması bana zevk veriyor. Diyorum ki, evet bu. Lütfen daha fazla yap. Bu davranışını devam ettir. Aferin sana. Bilirsin, bazen sebepler gerekir. Seni içimden atmak için sebeplerim olmalı değil mi? Yüce gönüllü olduğum için değil tekmeyi basarken acaba dememek için katlanıyorum sana. Aradaki farkı anlayacak beynin de yok zaten. İçimde heterojenlikler var. Beni sana karşı empati yapma isteğimden kurtardığın için teşekkür ederim. Bana kötü davranarak ruhumda sana karşı bağladığım prangaları çözüyorsun.
Reklam
Sizi Namaza başlatan sözler, sebepler, yaşanan anılar var mı ?
Duygu ve Düşünce
Batı müziğindeki "bireysel bestekâr ve telif" anlayışının aksine, bizde kolektif bir estetik ve derin bir saygı kültürü hakimdir. Mevlevi kültüründe "ben" demek, ego göstermek hoş karşılanmaz. Bir bestekâr, Dede Efendi gibi bir dehanın eserine harika bir melodi eklese veya bir geçişi (terennümü) zenginleştirse bile, oraya kendi adını yazmayı bir hürmetsizlik ve kibir olarak görür. Amaç eseri güzelleştirmektir, kendi adını parlatmak değil. Bu yüzden eklemeler ana gövdenin içinde erir ve eser yine Hammamizade’nin adıyla anılmaya devam eder. Türk musikisi yüzyıllar boyunca notayla değil, meşk sistemiyle (hocadan talebeye sözlü aktarımla) yaşadı. Bir eser İstanbul’daki Yenikapı Mevlevihanesi’nde farklı, Konya’da veya Kahire’deki mevlevihanede küçük nüanslarla farklı okunabiliyordu. Her tekkenin başındaki kudümzenbaşı veya neyzenbaşı, esere kendi üslubunu ve "tuzunu biberini" katıyordu. 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında bu ayinler notaya dökülmeye başlandığında (Rauf Yekta, Suphi Ezgi, Sadettin Heper gibi üstatlar tarafından), her hoca kendi hafızasındaki ya da kendi ekolündeki versiyonu yazıya geçirdi. Bugün denk geldiğimiz farklı versiyonlar, muhtemelen farklı mevlevihanelerin hafıza kayıtlarının günümüze ulaşmış halleridir. Bizim geleneğimizde bir eser, ilk bestelendiği an biten donmuş bir heykel değildir; nehir gibidir, aktıkça yeni kollarla beslenir ama yatağını ilk açanın (yani Dede Efendi'nin) adını taşımaya devam eder. Mevlevi ayinleri bu tamamlama ve ekleme meselesinin en yoğun yaşandığı, adeta bir laboratuvar gibi işlediği yerdir. Aslında bu durum, ayinin sadece "dinlenmek için" yazılmış bir konser eseri değil, doğrudan bir ritüelin (mukabelenin) yaşayan, nefes alan bir parçası olmasından kaynaklanıyor. Mevlevi ayinlerindeki bu ekleme, genişletme ve
1000Kitap
Ne zaman biraz yüzüm gülse, hayat sanki alacağını tahsil etmeye gelir. Hep böyle olmuştur benim hikâyemde. Mutluluk bana uzun süre misafir kalmaz. Tam içime sindiğini sandığım anda, hayat kapımı çalar ve bir şeyler eksiltir benden. Eylül dün yüzüm çok güldü. Uykusuzluktan bitkin düşmüştüm. Birkaç saatlik uykuyla ayaktaydım ama buna rağmen mutluydum. Akşamında, artık sana sarılmayacağım dedi, Onun gözyaşı dökmesini ben pek sevemedim, Mutluluktan ağlamış olsa bile gözyaşlarını silerim. İçim dayanmıyor çünkü gözünde yaş görmeye, Hele sabaha kadar ağladığını düşünmek buna hiç dayanamıyorum. Defalarca rica ettiğim halde ne olur, küs uyumayalım artık, küs uyanmayalım şu sabahlara diye, dediğini yaptı, sarılmadan yattı. Sabah gelip sarıldı, Elleriyle kahve yaptı, Beş on dakika da olsa baş başa oturduk. Belki çok kısa bir zamandı ama bana yetmişti. İçim de dışım da mutlulukla dolmuştu. Yüzümden okunuyordu. Kendimi spor salonuna attım. Keyifle spor yaptım. Spor salonun işletmecisi, abi çok keyiflisin izledim valla sıkı spor yaptın dedi. Güldüm, aynen keyifliyim dedim. Üstüne bir fincanda o kahve ikram etti beş on dakika güldük.
Mutsuz olmam için çok sebep var Mutlu olmam için sebepler bulmaya çıkıyorum Her güne her anına yaşlarımın. Yardım edin diyorum havaya, zeytin ağacına Yanına serpilmiş papatyalara, dut ağacına. Zorlanıp kaldırılmış halay oyuncusu gibiyim Bir elimden kazdağları tutuyor, bir elimden ege… Ali İhsan Konuklu
Reklam
Reklam