seçil çilek

Duyulur dünya bizi beliriş ve yok oluşların, olumsal varlığın, söz edilir edilmez ortadan yok olan, kök salmaz bir akıntının karşısında bırakır. İnsan dili (duyulur dünyanın kesinliğine inanarak söz söylediği anda sözün nes­nesi ortadan kaybolmuş- tur bile: Duyulur dünyanın çelişkisi.
Sayfa 334·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnsan dili, herhangi bir hakikati dile getirmek için dile gelenin hakikatini bilmelidir.
Sayfa 334·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Heidegger'le birlikte düşünürsek, "Varlık sorusu­ nun unutuluşa düşmesiyle" başlıyor. O andan itibaren sorgu­lama artık tümüyle metafizik bir çerçeve içinde yürütülecektir. Sein und Zeit'ın Batı felsefe tarihinin belli bir anından, Platon'un Sofist'inden başlaması bu anlamda manidardır. Orada Varlık sorusunun bir "ısrar"ıyla yüz yüze geliriz. Platon, Sokrates'e "olan"ın anlamı olduğu konusunda herkesin kendini emin his­settiğini söyletir. Oysa tartışma "erdem" sorusunun tartışılma­ sında bir güçlükle (aporia) karşılaşmıştır. Erdemin varlığı ne­dir sorusudur bu. Erdemin herhangi bir şey olabilmesi için, önce varolması gerekir. Oysa bu "varolma"nın (Sein) ne oldu­ğu sorusu cevaplandırılmadıkça, geçit vermez güçlük her za­man karşımızdadır. Böylece Sokrates cevap vermenin, hatta di­le getirmenin (legein) a priori olanaksızlığını kabul ederek bizi bu güçlükle karşı karşıya bırakır. Platon'un tüm çabası bu güç­lüğün aşılması yönündedir. Herhangi bir varolanın üzerine dü­şünmek, yani "konuşmak" (logos), o herhangi şeyin varlığının olmasını gerektirir. Böyle bir ontolojik sorgulama yapılmadan Logos, kanı (doxa) içinde kalmaya mahkümdur. Logos, "üzeri­ne söyleme" ,ancak üzerinde söylenen şey varsa (varoluşa sahipse) mümkündür.
Sayfa 333·Kitabı okudu
Bir Parti "düşünmez" . Ama "insan­lar" , "tanrılar" , hatta "cansız binalar", düşünürler. Bir partinin birkaç basit nedenle "düşünceleri" yoktur: Birincisi, parti de­nen şeyden öncelikle "düşünceleri temsil etmesi" istenir, bek­lenir. Bu bile en açık şekilde orada düşünce filan olmadığını, düşüncelerin temsili diye başka türden bir şeyin olduğunu gös­teriyor. İşte bu yüzden Kemalizm, İslam, Liberalizm, Komü­nizm gibi şeylere "düşünce" demeden önce biraz duraklamak gerekiyor: Bunlar ideolojiler olmaktan önce, "fikriyatlar", yani düşünmeye boyun eğdiren kudretlerdir. İşte bu yüzden bun­lar çok kolay "parti" olurlar, "partileşirler" ve seninle, benim­le, onunla, kısacası "düşünmeye çalışan"insanlarla Medine Ve­sikası filan gibi konuları "tartışmaya" girişirler. Biz de "düşün­meyi bıraktığımız ölçüde" onlara cevap yetiştirmeye çalışırız.
Sayfa 312·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Foucault'nun "disiplin toplumları" kavramıyla orta­ya attığı gerçekten pek eğlenceli ve ironik bir sorudur: Disiplin toplumları hep insanlan "artık. .. değilsin" diye devralıp aktar­dıkları halde neden acaba aslında kendi işlerini yapmadıkları­nı,cezaevine tıkarken cezalandırmadıklanı, aslında tedavi et­tiklerini, "güvenliklerini sağladıklarını" söylerler? Ve aynı şe­kilde, hastane ya da okul gibi kurumlar son tahlilde biçimsel ve mimari olarak cezaevlerinden pek farklı değildirler? Kaçamak hem global hem de mutlaktır.
Sayfa 296·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce