seçil çilek

Medya "olaylar"ımızı kaybettiriyor bize. Dolayısıyla düşünce yeteneğimizi de . . . Çün­kü her düşünce, kendisi de bir "olay" olmakla birlikte, olaylar üzerine olmak zorundadır. Medya ise bize "bireyleşmiş", birbi­rinden kopmuş, yani üzerinde düşünemeyeceğimiz olaylar veri­yor: Skandalların birbiri ardına sıralanışı, medyanın en esaslı iki tekniğiyle soyut, hayali ve düşüncesiz bir dünya anlayışını da­yatmaktadır - yani tekrar ve ısrar teknikleri: Birincisi gündeme getirilmiş bir olayı bıktırıcı bir tekrarla üsteleyerek kafalara işle­me yoluyken ikincisi, kitle iletişiminin bütün kanallarını mobi­lize ederek, aynı olayı şurada duygusal, burada politik, bir yerde biçimsel, başka bir yerde enformatif biçimlerde, farklı mesajtür­leriyle verip duruyor. Bu durumun en önemli sonucunun dezen­formasyon yoluyla zihinleri etkileme değil, "olayları düşünüle­bilir olmaktan çıkarmak"ve tekdüzeleştirmek diyebileceğim bir durum olduğunu düşünüyorum. Artık medyatik olmayan, yani medyanın karşıtı olması gereken somut insan düşüncesi tarafın­dan oluşturulmuş yeni bir "olay" kavramına ihtiyaç duyuyoruz. Medyatik olay parlar-söner, saman alevi gibidir. Ama asıl önem­lisi olaylar birbirlerine "tekrar" ve "ısrar" adını verdiğim meka­nizmalar dışında bağlanamazlar: Sonucu, psikolojik etkilerini her an hissedebileceğimiz yoğun bir "dumur" duygusu, bir felç ve bıkkınlık halidir. Anti-medyatik düşünce "olay"ın ne olduğu­nu yeniden düşünmeli, olayı olay olarak yeniden kurgulayabil­melidir. Enformasyon ve iletişim toplumunda aydının asli göre­vinin bundan ibaret olduğunu düşünüyorum.
Sayfa 218·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Reklam
Lewis Mumford'un belirttiği gibi "megamaki­ne" adı verilebilecek "teritoriyal birlik" toplumun "ilk ve önce­likli biçimini" oluşturmaktadır, çünkü tüm topluluk bu maki­nenin içinde, onun parçası olarak yer almaktadır.
Sayfa 147·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Gerçekte kılıçla işleyen iktidar, dinselin alanında vakıfla ayakta tutulur. Önce borçlandırılan halk, sonradan borcun belli bir kısmından affe­dilir. Bu kısım, halka verilen afyon olduğu kadar, aynı zaman­da "ruhsuz bir dünyanın" , kılıca karşı ruhun üretildiği bir dün­ yanın "ruhudur" . Bu haliyle din bir ütopyadan ibarettir: Varol­mayan ancak vaat edilen bir toprağa koşmakla var kılınan bir halkın "u-topos"u. . . Zaten kendisinin olan toprağı, despot ege­menin bağışı olarak yeniden alan, alamazsa Musa'nın peşinde­ ki Yahudiler gibi çöle çekilerek "aşeren" bir cemaatın ütopya­sı. . . Bu ütopyanın, sonunda her ne pahasına olursa olsun bin­ yıllar sonra İsrail gibibir devletin kuruluşuyla sonuçlandırıl­ması beklenebilir.
Sayfa 110·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Tanrı'nın gücü, Musa'nın Yahudi kabileleri­ni peşine takarak çöllere çekilmesine neden olan "firavun"un, zalim despotun gücüyle yakından bağlantılıydı. Her dinin çif­te tanrı anlayışı olduğunu unutmamak gerekir: Maniheizm gi­bi düalist dinlerde "iyi ve kötünün arasındaki mücadele" , şey­tana ve "şer güçleri"ne karşı Tanrı'nın iyiliği gibi temalar aracı­lığıyla işlenen ikili Tanrı anlayışı, dinin kökeninin ne olduğu­ nu aydınlatmamıza yardımcı olabilir. Freud'un gösterdiği gibi, Mısır'dan kaçan Yahudiler, tanrıları Yahve'yi Mısır'ın "sapkın" kralı Akhenaton'un tanrısı, güneş kursu Aton olarak yeniden kurgulamalarıydı. Genesis'in tanrısı Yahve "kozmik" bir yaratık­tı. Asırlar sonra, "kathar" ya da "marcion" heretikleri tarafından "kötülüğü" temsil etmekle suçlanacak olan bu tanrı, Exodus'ta Yahudileri Mısırlıların ocağını söndürmeye, altınlarını soymaya, bazı düşman kentlerde "taş üstünde taş, omuz üstün­de baş" bırakmamaya çağırıyordu. Savaşçı bir tanrıydı da aynı zamanda. Despot'un egemenliğinden halkını kurtaran, ona ye­ni toprakların yolunu gösteren ve kötülüğü yok etmeye çağırır­ken, bizzat onun araçlarını kullanmaya çağıran bir tanrı. . .
Sayfa 108·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Belki de tektanrıcı dinin bir "unutma", bir boşluk üzerine inşa edilmesi gerekmişti: Tanrı'nın sözünden önce ne olduğu­nun unutuluşu . .
Sayfa 107·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Reklam