İnsan ruhunun zamansal ölümsüzlüğü, yani yaşama-
sının ölümden sonra da bengi sürüp gitmesi, hiçbir bi
çimde güvenilir olmamakla kalmaz, herşeyden önce, bu
varsayım, onunla hep elde edilmek istenen çıkarımı da
hiç sağlamaz. Bengi yaşayıp gitmemle bir gizem mi çö
zülecek? O zaman bu bengi yaşam da şimdiki yaşamım
kadar gizemli olmayacak mı? Zaman ile uzam içindeki
yaşam gizeminin çözümü, zaman ile uzanım dışında
yatar.
İyi ya da kötü isteme dünyayı değiştirecekse, dünyanın ancak sınırlarını değiştirebilir, olguları değil ; dille sözü edilebilir olanı değil.
Kısacası, bu yolla dünyanın o zaman tümüyle başka bir dünya olması gerekir. Sanki bütün olarak batması ya
da çıkması gerekir.
Mutlunun dünyası, mutsuzunkinden başka bir dünyadır.
Nasıl ki ölümde de dünya değişmez, yalnızca sona
erer.
Ölüm, bir yaşam olayı değildir. Ölüm yaşanmaz.
Bengilikten, sonu gelmeyen bir zaman-süresi değil
de zamansızlık anlaşılırsa, şimdiyi yaşayan bengi yaşar.
Görüş alanımız nasıl sınırsızsa, yaşamımız da tıpkı
öyle sonsuzdur.
Ben, felsefeye, "dünyanın benim dünyam olması"yla
girer.
Felsefi Ben, insan değildir, insanın bedeni, ya da psikolojinin uğraştığı ruhu da değildir ; o doğaötesi özne
dir-dünyanın sınırı, bir parçası değil.
Dünya ile yaşam birdir.
Ben dünyamım. (Küçük Evren.)
Düşünen, tasarımlayan, özne, yoktur.
Bir kitap yazsaydım, adı da "Dünyayı Nasıl Buldum" olsaydı, bunun içinde bedenimden de söz edilir ;
hangi üyelerimin istemime boyun eğdiği, hangilerinin
eğmediği, vb. söylenirdi, çünkü bu, özneyi yalıtlamanın
bir yöntemidir ; daha doğrusu, şunu göstermenin bir yöntemi : önemli bir anlamda, bir öznenin olmadığını : Bu kitapta, çünkü, bir tek ondan söz edilemeyecektir .
Özne dünyada değildir ; dünyanın sınırlarından biri-
dir.
Dünyanın içinde nerede rastlanabilir ki, doğaötesi bir özneye?
Diyorsun ki, burada durum tam göz ile görüş alanı
arasındaki gibi. Ama, gözü gerçekte görmezsin.
Ve görüş alanındaki hiçbirşey de, bir gözce görüldüğü sonucunun çıkartılabilmesine izin vermez.