Voltaire, Felsefe Sözlüğü'nde, "Eskilerin Göğü"ne ilişkin olarak
şunları yazar:
"Bir ipekböceği, kozasını kaplayan küçücük tüylere bakıp da
'gök' dese; atmosfere 'gök' adını veren bütün eskiler kadar iyi
akıl yürütmüş olur ..."
"İnsanoğlu yanlış söz etmeye o kadar alışıktır ki, buharlarımıza,
yeryüzünden Ay'a kadar olan boşluğa 'gök' adını veriyoruz. Gü
neş'in hareket etmediğini pekala bildiğimiz halde, Güneş batıyor
dediğimiz gibi, 'göğe çıkmak' da diyoruz. Ay'da yaşayanlar için de
belki biz 'göğüz' ..."
" ... Eskiler acaba 'gök' deyince ne anlıyorlardı? Hiçbir şey ! Herzaman: 'Yerle gök' diyerek bağırıp duruyorlardı. Oysa bunun,
'Sonsuzlukla atom' diye bağırmaktan farkı yoktu. Doğrusunu
söylemek gerekirse 'gök' diye bir şey yoktur. Yalnızca, boşlukta
yuvarlanan bir sürü yuvarlaklar var. Bizimki de ötekiler gibi yuvarlanıp duruyor.
"Eskiler, göklere gitmeyi, 'yükselmek' sanıyorlardı. Ama bir yuvarlaktan ötekine hiç yükselinir mi? Göksel yuvarlaklar, kimi
zaman bizim ufkumuzun üstünde, kimi zaman altındadırlar.
Ama eskiler, pek o kadar ince eleyip sık dokumazlardı. ..