10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 66. kitabı
Kişilik testleri, beyin taramaları ve DNA analizi yoluyla GeneticAlly şirketiyle biyolojik ruh eşinizi bulabilirsiniz. DNADuo adlı patentli bir algoritma kullanılarak, DNA'nız GeneticAlly'nin veritabanındaki yüz binlerce kişi ile karşılaştırılıyor. Sonrasında şirketin tescilli yazılımı, uyumluluk puanlarını sıfırdan yüze kadar bir dizi kategoride derecelendiriyor. Temel eşleşme, gümüş, altın, platin, titanyum ve elmas eşleşme. Dörtte üçü ciddi bir ilişkiye dönüyor bu eşleşmelerin. Puanı yüksek eşleşmeler daha güçlü bir ilişkiye denk geliyor.DNADuo'nun mucidi ve baş biliminsanı Dr.River Pena istatistikçi bekar anne Jess Davis ile şimdiye dek görülmemiş eşleşme puanına sahip olur, yüzde doksan sekiz. Bu şirketin halka arz edilme sürecinde önemli bir olaydır, lansmana kadarki üç aylık süreçte ilişki yaşamaya niyeti olmayan Jess aylık belli ücret karşılığında birkaç akşam yemeği ve röportajı kabul eder. Birlikte vakit geçirdikçe ortak olan birçok yönlerini keşfederler. Başta soğuk, mesafeli iş kolik River'ın değişimini okumak güzeldi. Sorumluluk sahibi Jess ve yazar arkadaşı Fizzy, aile büyüklerinin desteği içimizi sıcacık yapan ayrıntılar arasında yerini aldı. Yetişkin içerikli olmasını belirtmeliyim. Eseri okurken öğrenilen gerçekle okur kendine şu soruyu soruyor: "Hayatta her şey sayılara mı bağlı, doğal seçilim ve kendiliğinden çekim var mı? Ruh eşi kavramı ne kadar doğru?" Keyif verdi, tavsiye ederim. Reklam değil. #ruheşidenklemi Yabancı Yayınları
Ruh Eşi DenklemiChristina Lauren · Yabancı Yayınları · 202683 okunma
Zihin neden böyle çalışıyor hiç düşündün mü?
Puan vermedi·712 syf.·
2026 34. kitabı
İnsan neden düşünüyor, neden hissediyor, neden aynı şeyler herkeste farklı anlamlar yaratıyor gibi soruların peşine düşerken karşıma hep ruhçu ya da mistik açıklamalar çıktı. Bu yüzden Steven Pinker’ın fikirlerini okumak istedim. Açıkçası kitap düşündüğümden çok daha yoğun ve karmaşıktı. Pinker bazen öyle detaylı anlatıyor ki bazı bölümleri birkaç kez okumam gerekti. Ben de okurken tuttuğum notlar üzerinden, anladığım kadarıyla bazı fikirleri paylaşmaya çalışacağım. Pinker’ın ilk önemli noktalarından biri zihni bir bilgi işleme sistemi gibi ele alması. Ama bunu beyin düz bilgisayar gibi çalışıyor anlamında söylemiyor. Beyin fiziksel bir organ, zihin ise bilgiyi işler, semboller kullanır, çevreyi temsil eder, karar verir, hedeflere ulaşmaya çalışır. Yani düşünmek ona göre sadece hissetmek değil; beynin sürekli veri işlemesi, anlam kurması ve dünyayı modellemeye çalışması. Bu nedenle insan davranışlarının çoğunu da rastgele değil, evrimsel işlevlerle bağlantılı görüyor. Pinker’ın dikkat çekmeye çalıştığı şeylerden biri de insanı biraz “biyolojik robot” gibi düşünmesi. Bunu kaba bir makine anlamında söylemiyor. Daha çok zihnin belirli kurallarla çalışan, bilgi işleyen sistemlerden oluştuğunu anlatmaya çalışıyor. Kitabın bazı yerlerinde hesaplamalı zihin fikrine yaklaşıyor. Yani düşünmek sadece “ruh hissi” değil; beynin sürekli olasılık kurması ve çevreden anlam çıkarmaya çalışması gibi anlatılıyor. Ama insan zihnini sadece makineye indirgemediğini de özellikle hissettiriyor. Çünkü bilinç, duygu ve öznel deneyim kısmının hâlâ tam açıklanamadığını söylüyor. "İnsan doğduğunda tamamen boş bir sayfadır, her şeyi kültür öğretir." Pinker buna açıkca karşı çıkıyor. Kültür her şeyi yaratmaz. İnsan zihni doğuştan bazı eğilimlerle gelir. Öğrenme kapasitesi bile biyolojik alt
Bilim
Zihin Nasıl ÇalışırSteven Pinker · Alfa Yayıncılık · 201795 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
64 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 23:28
Kitap, evrenin ve canlılığın sahip olduğu devasa karmaşıklığın bilinçli bir tasarımcı olmadan nasıl ortaya çıktığı sorusuna yanıt arar. Richard Dawkins, 18. yüzyıl teoloğu William Paley'nin meşhur "saatçi" argümanına karşı çıkarak, kusursuz görünen biyolojik yapılar için bir ön-tasarıma ihtiyaç olmadığını savunuyor. Yazarın sunduğu çekirdek çözüm, doğal seçilimin ta kendisi olan, geleceği göremeyen ve nihai bir amacı olmayan "kör saatçi" kavramıdır. Bu süreç, tek bir dev sıçramayla veya saf bir rastlantıyla çalışmaz; aksine küçük ve yararlı değişikliklerin nesiller boyunca korunduğu otonom bir işleyiştir. Kümülatif (birikimli) seçilim adı verilen bu algoritma, istatistiksel olarak imkânsız gibi görünen karmaşıklıkları nesiller boyunca adım adım inşa eder. Canlılık, gizemli bir özden (örneğin eski bir tabir olan protoplazmadan) ziyade, düşük entropili ve sayısal (dijital) bir enformasyon mimarisi olarak tanımlanır. Genlerdeki DNA, tıpkı havadan dökülen bilgisayar disketleri gibi, sadece kendisini yeniden üretmek için dijital talimatlar dağıtan bir bilgi teknolojisidir. Doğadaki av-avcı ilişkileri gibi rekabetçi unsurlar bu algoritmik sistemin itici gücünü oluşturarak, organizmaları sürekli bir "silahlanma yarışına" sokar. Sonuç olarak kitap, evrimin teleolojik (amaca yönelik) bir planı olmadığını, ancak matematiksel kesinliğe dayalı mekanik bir süreçle olağanüstü tasarımlar yaratabildiğini rasyonel bir şekilde kanıtlar.
Bilim
Kör SaatçiRichard Dawkins · Kuzey Yayınları · 20211,450 okunma
7/10
·248 syf.··
2025 15. kitabı
Şahin Deniz’in "50 Soruda Yaşamın Tarihi" adlı eseri, Bilim ve Gelecek Kitaplığı’nın "50 Soruda" dizisinin en başarılı halkalarından biridir. Kitap, biyolojik evrimin karmaşık süreçlerini halkın anlayabileceği sade bir dille, soru-cevap formatında ele alıyor. Kitabın en büyük gücü, yaşamın 4 milyar yıllık öyküsünü "parçadan bütüne" giden bir mantıkla işlemesidir. Sadece biyoloji değil; jeoloji, paleontoloji ve kimya gibi disiplinleri de işin içine katarak bütünsel bir bakış açısı sunuyor. Şahin Deniz, evrimle ilgili sıkça yapılan kavram hatalarını (örneğin "insan maymundan mı geldi?" gibi yüzeysel soruları) bilimsel bir titizlikle düzeltiyor. Doğal seçilim, genetik sürüklenme ve mutasyon gibi mekanizmaları, sadece teorik olarak değil, güncel kanıtlarla açıklıyor. Eğer bu kitabı bir içerik üretimi veya kişisel kütüphane için değerlendiriyorsanız; kitabın minimalist yapısı, her bir sorunun bağımsız bir makale tadında olması sayesinde okumayı oldukça kolaylaştırıyor. Kitap, yaşamın sadece "geçmişini" değil, aynı zamanda insanın bu devasa ağ içerisindeki yerini sorgulatan felsefi bir derinliğe de sahip. Modern edebiyattaki varoluşçu temalarla (örneğin Hermann Hesse'in "Demian"ında gördüğümüz bireyin oluşum sancılarıyla) biyolojik evrimin sancılarını kıyaslamak, kitaba farklı bir perspektiften bakmanızı sağlayabilir.
50 Soruda Yaşamın TarihiDeniz Şahin · Bilim ve Gelecek · 2011106 okunma
- Problemler Silsilesi -
9/10
·167 syf.··
2026 2. kitabı
İnsanoğlu geleceğinin efendisi mi? Hawking'e göre bu konu evrenin düzenleniş ve işleyişinin bizim algılarımızda nasıl şekillendiğine bağlı. Evrenin ilk düzenlenişi tanrı tarafından mı seçildi yoksa tanrının kendisi bilim yasalarının ta kendisi mi? Her durumda evrendeki her şey bilime göre işleyecek. Uzun süredir evrendeki her şeyi belirleyen bir teori arayışı içindeyiz. Ancak ve ancak bu birleşik teori "the theory of everything" nasıl bir şey olmalı veya neye benzemeli? Toplu ve mükemmel olmalı öncelikle, ama ondan önce basit ve özel olmalı. Her şeye etki eden olmalı. Ve her şey onun doğuracağı sonuçların etkisi altında olmalı. Sinead O'Connor'un bu hafta en çok satan plaklar listesinde olması veya Madonna'nın Cosmopolitan dergisinde kapak olacağının belirlenmesini tetiklemek gibi... Buna cidden inanabilir miyiz? Eğer bu fikre cidden kendimizi adapte edebiliyorsak ve her şey, her şeyin teorisi tarafından belirleniyorsa, belirlenen her şey tutarlı bir davranış göstermek zorunda mı problemi doğuyor. Hawking bu problemde çıkmazını şöyle açıklıyor: "Belirlenen her şey neden doğru belirlenmiş olsun, yanlış olması daha olası değil mi?" Her şeyin belirlenmiş olduğu fikriyle ilgili üçüncü ortaya çıkan problem ise "özgür irademiz". İnsan davranışları ve psikolojisi dinamiktir. Bu da özgür irademizin doğasından gelir ya da oradan geldiğini düşünürüz. Peki birleşik teoriyi ezip geçecek kadar mı dinamik ve değişken? Bir şeyi yapma veya yapmamayı seçme özgürlüğümüzün olduğunu hissediyoruz. Bir şeyi seçebilme yetisine eğilimli oluşumuz evrimleşen bilincimizde atalarımızdan bize kalan bir miras. Fakat -yine parantez açmakta fayda görüyorum- eğer her şey bilim yasaları tarafından belirlenmişse ve deterministik bir evrenin çıktısı olduğumuzdan şüphe yoksa, o zaman özgür irademiz bir
İnceleme & Yorum
Kara Delikler ve Bebek EvrenlerStephen W. Hawking · Alfa Yayıncılık · 2023920 okunma
İnsan Doğası Bir Yarış mı?
8/10
·452 syf.·
2026 22. kitabı
Matt Ridley’nin 1993 yılında yayımlanan Kızıl Kraliçe: Cinsellik ve İnsan Doğasının Evrimi adlı eseri, evrimsel biyolojiyi yalnızca doğa üzerinden değil, insanın en karmaşık alanları üzerinden okumaya çalışan cesur bir kitap. Ridley’nin zoolog kimliği ile güçlü anlatıcılığı birleşince ortaya, akademik derinliği olan ama geniş okur kitlesine ulaşabilen bir metin çıkıyor. Kitabın adı, Lewis Carroll’ın Aynanın İçinden eserindeki Kızıl Kraliçe’den gelir. Kraliçe’nin sunduğu dünya, durmanın bile gerilemek anlamına geldiği bir dünyadır. Bu metafor, evrimsel biyolojide temel bir ilkeyi simgeler: Canlılar yalnızca ilerlemek için değil, geride kalmamak için evrimleşir. Aynı yerde kalabilmek bile sürekli bir çaba gerektirir; hareket durduğunda, gerileme başlar. Rakipler, parazitler ve hatta eşler de aynı hızda değişirken, ilerleme dediğimiz şey çoğu zaman göreli bir yanılsamaya dönüşür. Ridley’nin temel iddiası nettir: İnsan doğasını anlamak için cinselliğin evrimini anlamak zorundayız. Ve bunu anlamanın yolu da Kızıl Kraliçe dinamiğini, yani canlılar arasındaki bitmeyen evrimsel rekabeti kavramaktan geçer. Kitap boyunca her bölüm, bu ana fikre eklenen bir halka gibi ilerler. İlk bölümlerde Ridley, insan doğasına dair temel bir varsayımla başlar: Tıpkı bir doktorun insan anatomisinin ortak bir yapıya sahip olduğunu kabul etmesi gibi, insan deneyimlerinin de belli ortaklıklar taşıdığını öne sürer. Aşk, kıskançlık, ihanet ya da statü arzusu… Bunlar kültürden tamamen bağımsız değildir; ama kültürün üzerinde yükseldiği daha derin bir biyolojik zemin de vardır. Bu noktada Ridley’nin yaptığı önemli hamle, “biyoloji mi kültür mü?” ikiliğini reddetmesidir. Çünkü kültür de evrimin bir ürünüdür ve bu iki alan birbirinden kopuk değil, iç içedir. Kitabın merkezinde yer alan
Kızıl KraliçeMatt Ridley · Yapı Kredi Yayınları · 201085 okunma