Frøya

Frøya
@seda_guzeler
Kusurlar güzelliktir, delilik ise zekilik... — Quisque suos patimur manes — Vivamus, moriendum est.
Midwife | Gynecology Nurse | Health Sciences Teacher | photographer | Illustrator
Lisans
Diyarbakır
12 kütüphaneci puanı
2069 okur puanı
Temmuz 2017 tarihinde katıldı
Değişime ve yeniliklere direnmek ne kadar mümkün? Saat işledikçe!
10/10
·382 syf.·
2026 85. kitabı
Kaç defa sildim, kaç defa baştan yazdım, bilmiyorum. Nöbetin gece yarısından sonra kalemim neye yettiyse, kelimeler ne kadar döndüyse artık... Bazen sizi gülümsetiyor, bazen de o gülümsemenin boğazınızda düğümlendiğini hissediyorsunuz okuma boyunca. Aslında güldüğünüz şeyin bir toplumun çürümesi, insanın kendine yabancılaşması ve modern dünyanın o sinsi ruhu olduğunu fark ediyorsanız eğer... Önce güldürüyor, sonra yüzleştiriyor. Hiciv de bu demek değil mi zaten? Anlayana! Kitaba yalnızca “bürokrasi hicvi” demek eksik kalıyor. “Modernleşme eleştirisi” demek de yetmiyor. İkisi arası bir yerde. Çünkü Tanpınar burada sadece kurumları değil, insan ruhunun dönüşümünü, daha doğrusu insanın; konfor, şöhret, aidiyet ve düzen uğruna kendinden nasıl vazgeçebildiğini müthiş ironiyle, mizahla, ince zekâyla anlatıyor. Roman boyunca acayip karakteristik şahsiyetlere rastlıyoruz. Kuşkusuz en çarpıcı figürlerden biri Halit Ayarcı. Onu sadece uyanık bir adam gibi okumak bana yetersiz geliyor. Sanki modernize olmuş bir şeytan. Eski çağların karanlık kötücüllüğüne sahip değil; aksine zarif, vizyoner, ikna edici ve baştan çıkarıcı. Bir nevi ünlü sanayici Oskar Schindler (Schindler'in Listesi filminden tanırsınız). İnsan ruhunu korkutarak değil, dünyevi zevkler sunarak ele geçiriyor. Hareket hissiyle, başarıyla, görünürlükle, modern dünyanın o bitmek bilmeyen meşguliyet haliyle… Belki de Hayri İrdal’ı da tam bu yüzden dönüştürebiliyor. Çünkü Hayri kötü biri değil. Zaten trajedi de tam olarak burada: Kötü insanlar değil; yorulmuş, savrulmuş, yönünü kaybetmiş insanlar sisteme teslim oluyor. Çarkın dişlileri arasında ezilenler... Hayri’nin en sonunda yaşadığı şey de tam olarak bu: Ruhunu kaybetmiş bir insanın geç kalmış fark edişi. Fark etsek ne değişiyor sanki; dişli güçlü, çark
İnceleme
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202353bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kan döktün sen!!
10/10
·660 syf.·
2026 56. kitabı
"Kan mı dedin? Dünyanın her köşesinde çağlayanlar gibi akmış, günümüzde de akan kandan mı söz ediyorsun sen? Şampanya gibi akıtılan, insanların döktükleri karşılığında Capitol'de taçla ödüllendirildikleri, sonra da insanlığın kurtarıcısı diye yücelttikleri kandan mı söz ediyorsun?.. Biraz daha yakından, biraz daha dikkatli bak sen olaya Dunya! İnsanlara iyilik etmek istedim ben. Bu aptallığıma karşılık (aslında aptallık falan da değildi bu, düpedüz küçük bir yanlışlıktı; bu düşünce şimdi, başarısızlığa uğradıktan sonra, göründüğü gibi hiç de aptalca bir şey değildi... Aslında başarısızlığa uğrayan her iş aptalca görünür ya...) evet, bu aptallığıma karşılık binlerce iyi şey yapacaktım. Bu aptallığımla önce ilk adımımı atacak, bağımsızlığımı kazanacak, birtakım olanaklar edinecek, sonra bu aptallığımı bağışlatmak için sayısız yararlı işler yapacaktım... Gelgelelim daha ilk adımda, ilk adımda yelkenleri suya indirdim... Bir alçaktım ben çünkü! Bütün sorun bu işte! Ama ne olursa olsun, sizin bakış açınızdan gene de bakmayacağım olaya. Başarsaydım taçla ödüllendireceklerdi beni, oysa şimdi içeri atacaklar..." ​ Evet bu dizelerin bulunduğu romanın serüven yolculuğuna çıkıp, Dostoyevski’nin hangi duraklarda, hangi karakterleri, hangi ruh halleriyle, ördüğünü görebilmek için şimdi biraz geriye, o ilk adımların atıldığı zamana gidelim... Takvimler 1866 yılının Ocak ayını gösterdiğinde, Petersburg sokaklarında henüz kimsenin tanımadığı bir karakterin, Raskolnikov’un ilk ayak sesleri Ruski Vestnik dergisinin sayfalarında duyulmaya başladı. Ancak edebiyat tarihinin en tekinsiz tesadüfü tam da o tefrika günlerinde yaşandı; Dostoyevski, bu tefrikaları kaleme aldığı dönemde borç batağındaydı; kaldığı otelde yemek bile verilmeyecek kadar zor durumdaydı ama
İnceleme
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayıncılık · 2019194,2bin okunma
Sevimli bir şekilde acı çekmek zor!
10/10
·144 syf.·
2026 45. kitabı
Oturup bir solukta da okuyabilirsiniz ama eğer biraz olsun duygusal bir derinliğiniz ya da empati yeteneğiniz varsa işler değişiyor. Ben günlerdir bazen bir kaç yaprak, bazen tek bir bölüm bitirerek ancak sonuna gelebildim. Şu an tarifi zor bir hissiyatın tam ortasındayım. Kitabı ilk elime aldığımda sıradan bir sadakat sorgulaması okuyacağımı sanmıştım ama fena halde yanılmışım. Domenico Starnone bir evliliğin anatomisini öyle keskin bir neşterle deşmiş ki; ortaya çıkan tablo bir 'ihanet' hikayesinden ziyade, tam anlamıyla bir 'esaret' trajedisine dönüşmüş. ​Şu an ağzımda kekremsi bir tat, zihnimde ise ağırlığını hissettiğim bir boşluk var. Üzerine kahve dökülmüş eski bir aile albümüne bakmak gibi bu roman; hem çok tanıdık bir sızı veriyor hem de bakışınızı kaçıramayacağınız kadar sarsıcı bir dürüstlük barındırıyor. İnsan zihninin kabullenmekte zorlandığı o 'aile içi görünmez şiddeti' izlerken, aslında hepimizin birer parçası olduğu o 'bağların' bizi nasıl nefessiz bıraktığına şahit oluyoruz. Buradan sonra içerik bahsi geçmektedir, Ona göre okuyun lütfen! Kitabımız üç bölümden oluşuyor ve her bölüm bir kitapmış gibi ele alınıyor. "Romanın 'Birinci Kitap' olarak adlandırılan ilk bölümü: Bir kadının "Vanda’nın" Görülme Çığlığı Terk edilmiş bir kadının, Vanda’nın (annemiz) o haysiyet dolu öfkesiyle açılıyor. Yazarımız burada müthiş bir iş çıkararak bizi doğrudan bir esaretin içine fırlatıyor. Vanda’nın Aldo’ya yazdığı o mektuplar, sadece bir aldatılmışlık feryadı değil; yok sayılan bir ruhun 'Ben buradayım!'diye masayı yumruklaması aslında. 'Unuttuysan şayet, sana hatırlatayım muhterem beyefendi: Eşinim ben senin,' diye başlayan o ilk cümle, yaralanmanın ne denli derin olduğunun kanıtı, on iki yıllık bir emeğin entelektüel özgürlük masalları uğruna bir
İnceleme
BağlarDomenico Starnone · Yüz Kitap · 20181,128 okunma
Ve Tarih Devam Ediyor…
9/10
·736 syf.·
2026 20. kitabı
Daha iyi bir başlık bulamam sanırım; kitabın adı üzerine başka bir başlık istemiyor. Romanı bitirdikten sonra hemen yazamadım. Bazen son öyle iyidir ki sizi olduğunuz yere sabitler. Masada kapalı duran kitapla bir süre bakışırsınız. Tahmin etseniz de konduramazsınız. Ne hissettiğimi tam olarak adlandıramadım ben de. Oldukça detaylı, oldukça gerçekçi ve oldukça uzun bir metin. Hatta yer yer insanı zorlayan bir gerçekçilik var. Okurken bazı bölümlerde yavaşlayıp, duraksadım. Sonlara doğru bu ayrıntı bolluğu beni yordu; ilgim azaldı, okuma sürem uzadı. Bunu saklamak istemiyorum. Bu kadar detaylı, bu kadar yakından bakan romanlar bana bazen ağır geliyor. Bu romanı çok akıcı bulanlar vardır belki; dili sade, anlatımı sağlam, lakin oldukça uzun… Tam bir tarih akışı gibi. Rahatlatıcı değil; kaçınılmaz bir akış… Morante, II. Dünya Savaşı’nı anlatıyor gibi görünse de aslında bambaşka bir yerden konuşuyor. Biraz daha arka perdeden… “Bir Alman askerinin tecavüzüyle hayatı geri dönülmez biçimde değişen, Yahudi köklere sahip bir kadın öğretmen: Ida. Ve o tecavüzden doğan Useppe.” Karaborsadan bulunmaya çalışılan birkaç lokma yemek, hastalıklar, ölümler, açlık, yokluk, evsiz kalma hâli… Bütün bunlar anlatılırken garip bir soğukkanlılık var. Ne dramatikleşiyor ne de duyguyu okurun üzerine boca ediyor. Bu mesafe ilk başta insanı şaşırtıyor. Sonra fark ediyorsun ki bu bilinçli bir tercih. Çünkü tarih böyle işliyor. Aynı acılar tekrar ettikçe anlatım da soğukkanlılaşıyor. Sanki başka türlü anlatılamazmış gibi. Zaten kitabın son cümlesi de bunu fısıldıyor: Tarih devam ediyor... Romanın kalbi Useppe. Savaşın içine doğmuş, henüz dünyaya alışamadan dünyanın sertliğine maruz kalmış bir çocuk. Yanlış söylediği kelimeler, köpeğiyle kurduğu saf ilişki, her şeye rağmen sevgiyle bakan
İnceleme
Ve Tarih Devam EdiyorElsa Morante · Can Yayınları · 200958 okunma
Bilgi Kitaplardan, Cesaret Mecburiyetten
9/10
·158 syf.·
2026 15. kitabı
Bulgakov’u sevenler bilir; onun kendine has bir dünyası vardır ve o dünyanın büyüsüne direnmek pek mümkün değildir. Metin, Bulgakov’un 1916–1918 yıllarında Rusya’nın ücra bir köyünde doktorluk yaptığı döneme dayanır. Yaşananlar otobiyografiktir; ancak bu bir ham günlük değildir. Bulgakov henüz “Bulgakov” olmadan yazar; belki de metni bu kadar gerçekçi kılan budur. Kendini temize çekmez, kahramanlık yapmaz; paniklerini ve yanlışlarını saklamadan anlatır. Gerçek deneyim, yıllar sonra yazarlık süzgecinden geçirilir ve edebi bir yoğunluk kazanır. Genç Bir Doktorun Anıları, Bulgakov’un edebiyatla tıbbı aynı masaya oturttuğu; yoksulluğun, soğuğun ve yalnızlığın içinden yazılmış bir kitap. Giriş cümlesi, “At üstünde ıssız köy yollarından hiç geçmemiş birine anlatacak bir şeyim yok; ne de olsa anlamayacak bununla ilgili anlatacaklarımı. Geçene de hatırlatmayı hiç istemem.” olan bu kitap, kendiyle ilgili birçok doneyi aslında baştan verir. Taşrada, imkânsızlıkların ortasında kalan genç bir doktorun yaşadıkları anlatılır; fakat okunan şey, bir meslek hikâyesinden çok, deneyimsizlikle korkunun, bilgiyle çaresizliğin çarpışmasından ibaret bir anılar bütünüdür. Bilgi kitaplardan gelir, cesaret ise mecburiyetten — hele ki söz konusu insan sağlığıysa. Kitabı bitirdiğinizde şu duygu kalır: Bazı meslekler insanı yetiştirmeden önce, ne kadar dayanıklı olduğunu sınar. Keyifli okumalar…
İnceleme
Genç Bir Doktorun AnılarıMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202332bin okunma