Dünyamız katı sınırlardan oluşan bir dünya, onun dışına çıkmayı göz alamıyoruz ( kendi düşlerimizde bile); bu dünyadaki mevsimler başlayıp bitiyor, ama biz değişimi algılamıyoruz. Böyle bir varoluş kendi körlüğü içinde bir ortaçağ.
Hayatın hep yeni şeylerle dolu olacağını zannettiğimiz bir dönem oluyor. Sonra birgün öyle bir şey olmadığını anlıyorsunuz. Hayatın boşluklardan oluşan bir şey olduğunu görüyorsunuz. Yokluklardan.Kayıplardan. Varken yok olan şeylerden. Şeylerin bıraktığı boşluklara uzanıp anıların olduğu yerdeki o gerilimli, parlak donukluğu hissedebiliyorsunuz ama o boşlukların etrafında ve arasında büyümek zorunda olduğunuzu da anlıyorsunuz.