“Onu kaybetmek duygusuna hiç alışamadım. Acım biraz olsun hafiflemedi. Onu gördüğüm her an yaşadığım heyecandan, mutluluktan ve yürek acısından bir şey eksilmedi. Artık bir sürgün gibi yaşıyordum. Bir acıdan daha büyük bir acıya iltica etmiştim ve artık yorgun, kırık, güvensiz bir mülteci olarak yaşıyordum. Bir daha hiç saat takmadım, takvimleri, mevsimleri umursamadım. Adı konulmamış, tarif edilmemiş bir zaman dilimini yaşamaya başladım.”
“Seni saklıyorum, parmaklarını, ellerini saklıyorum, gülümserken kıvrılan dudaklarını saklıyorum, hoşçakallarını saklıyorum, bembeyaz yüzüne bir anda dolan şaşkınlıklarını saklıyorum. Sırf bu yüzden kalbim bir gün paramparça olacak. Bu yüzden gece yarılarında uyanıp içtiğim tek dal sigara eşliğinde gözlerimden akıyorsun. Sana dair gizleyemediklerim yanaklarımdan süzülüyor ve önüme düşüveriyor.”