Kitaba geçmeden iki şey sürekli kafamda döndü durdu; Sınanmamışlığın kibri ve çuvaldız. Sınanmamışlık çünkü bu kadar ağır bi depresyon yaşamadım, esrar kullanmadım, ülkemden uzakta fazla uzun süre kalmadım. Çuvaldızı da bunları kendimde sorgularken kendime batırdım durdum. Şimdi kitaba gelecek olursak kesinlikle yağmurlu, kasvetli havalarda ve de ağır ruh haliyle okunmamalı öyle ağır sinir krizi geçirtecek cinsten. Yazarı boğmamak için zor tuttum kendimi bu ne drama queen lik diye. En başta yazarın erken yaşta öldüğünü okuyunca üzüldüm, intiharına gelince aklıma direkt Zweig geldi ve tüm roman boyunca ise Kafka'yı anımsattı. Tüm bu birleşimler çok ağır geldi kısaca. Hatta şunu düşündüm kitabın başında ölen bi kadını parçalara ayırdı bence kadını da yazar öldürdü hatta bu kadın şırfıntı adını verdiği kendine itiraf edemese de sevdiği kadın olan karısıydı. Çok fazla bilinçakışı mevcuttu okurken ordan oraya savruluyorsunuz. Sevgilisinden 5 yıl önce ayrılmış hala ağlayan arkadaşınızın derdini dinler gibi yazara odaklı kalmaya çalışıyorsunuz. Neyse bu kitapta listeme nerden girdi, nasıl başucu kitabım oldu bilmiyorum. Hızlıca bitirmek istedim. Genel kitap listemi beğenenler bu kitabı es geçebilir. Dost tavsiyesidir.