Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun. Kitap incelemesine gelince;
Yayınevinin Pamuk Ofset olması zaten önyargının ana temelini oluşturuyor. Bir dönem her evde olan yasin-i şerif ve amme cüzlerinin basımını ve satışını yapan meşhur yayınevi. İtikadları da işte fatih çarşamba'daki cemaatten hallice.
Kitapta yer alan en büyük problem, tasavvufi öğretilerin ve "evliya" kültünün dinin merkezine konulmasıdır. Dua, sığınma ve yardım dileme yalnızca Allah’a mahsustur.
Kitapta sıkça rastlanan "himmet", "şefaat" ve "kutublar" gibi kavramlar, Allah ile kul arasına aracılar koyma eğilimindedir. Bu durum, Kur’an’ın yerle bir ettiği cahiliye inancındaki şefaat anlayışıyla benzerlik gösterir. Bir Müslüman için gaybın anahtarları yalnızca Allah’ın elindedir ve ölmüş veya diri hiçbir fani, ilahi irade üzerinde tasarruf sahibi olamaz.
Yazarın (İmam Kurtubi'nin değil, Osman Akfırat'ın -yayına hazırlayan-) Said Nursi’yi bir otorite olarak sunması ve onu övücü ifadelere yer vermesi, akidevi bir sapmanın işaretidir.
Said Nursi’nin eserlerinde yer alan "ihtar edildi", "yazdırıldı" gibi ifadelerle kendisine vahye benzer bir kaynak atfetmesi, Tevhid akidesinin "Nübüvvetin son bulması" ilkesiyle çelişir. Kitabın bu tür şahısları "asır imamı" veya "kurtarıcı" gibi takdim etmesi, kişileri kutsallaştırarak kişiyi "kişi kültüne" ve dolayısıyla dolaylı bir şirke sürükleme riski taşır. Selef yolunu benimseyen bir muvahhid için tek ölçü; hiçbir şahsın görüşü değil, sahih delildir.
Eser, İsa’nın nüzulü ve Deccal ile mücadelesini anlatırken, sahih hadislerin dışına çıkarak zayıf, uydurma veya İsrailiyat kökenli olduğu aşikar olan menkıbelere yaslanmaktadır.
Din, rüyalar veya keşifler üzerine değil, vahiy üzerine inşa edilir. Kitaptaki tasavvufi "keşif" anlatımları, dini bir