Beklemiyorum artık yıldızları ve seni/ Avuçlarımda yorgun bir ıstırap, bir kalem/ Yollarına bozulan saatleri bıraktım/ Girsem yer kabuğuna, kahrın kuytularına/ Bağbozumu yüzüne ne kadar da ıraktım/ Karıştım gözlerinden sızan Nil sularına/
Sensiz olduğun günün akşamında, bakarsın/ Yanı başında duran bir elçidir varlığım/ Nasıl tutuşturursa kum saatini hicran/ Ya da son bir serçenin minyatür kanatları/ Oynatırsa yerinden dağların yüreğini/ Anlarsın ki sinemde gök siyah, toprak sarı
Alevleri ağlayan bir yangındır bu iklim/ Anlattım gün ışığı tebessümlerle, mağrur/ Bir yangın ki, ışıksız, kıvılcımsız ve derin/ Bir deprem, bir kıyamet bu inkisar evinde/ Anladı bekleyenler, âmâ ve dilsiz ölüm/ Bu yangın bir kez olsun gülmedi alevinde
Duymuş olmalı ceylan, kervancı başı, ölüm/ Her birinde bu şarkı kırılgan ve kederli/ Titreyerek ağlayan bir çölün ortasında/ Öyle bir düşürdün ki ardıma gölgeleri/ Vaktin ne olduğunu öğrettin de, saatim/ Asla yanılmayacak ne ileri, ne geri
Benzemez başkasına bir akrep, bir yelkovan/ Hiç kimsenin rüyası aynı renge boyanmaz/ Acının paylaşılmaz bir yangına dönüşüp/ Taşı da, korkuyu da erittiği bir günde/ Yıktın mağaramdaki çocuğun evrenini/ Minnettarım sana bu muamma denizinde
Takvimlere bakınca çöküyor can kalesi/ Günlerin boynu bükük, ay yaralı içimde/ Öyle bir kanattın ki, dakikalar ve hüzün/ Ateşten damlalarla yakıyor ellerimi/ Öyle bir öğrettin ki, ne olduğunu vaktin/ Beklemiyorum artık yıldızları ve seni
Sayfa 74 - Timaş Yayınları