Funda'dan...
Doğrunun rengi olsaydı; su gibi olurdu... Renksiz ama şeffaf.
"Ruhum, bu dünyaya ait olamayacak kadar şeffaf."
Reklam
Eğer hukuk, şeffaflık ve liyakat kavramları, bizzat bu yapının bir parçası haline gelmişse, o zaman bu kavramları "panzehir" olarak kullanmak imkansızdır. Hukuk, şeffaflık ve liyakat, bir sistemin "sağlıklı" çalışması için vardır. Ancak bu kavramlar, sistemin meşruiyetini sağlayan birer dekor haline geldiğinde, onları "değişim" için kullanmaya çalışan herkes, sistemin kendi hukuki (veya bürokratik) ağlarına takılır. Şeffaflık yasası çıkarılır, ancak bu yasayı denetleyecek kurumun başına yine sistemin bir parçası atanır. Hukuk, sistemi düzeltmek için değil, sistemi "hukuki kılıflarla korumak" için kullanılır. Bu yüzden içeriden bir "hukuk devrimi" beklemek, bir avcının kendi tuzağını kendine kurmasını beklemek gibidir. Bu yapı sistemin ta kendisi. Bir bilgisayarın işletim sistemini, aynı işletim sisteminin içindeki bir komutla tamamen silip yeniden kuramazsınız. Sistem, "format" komutunu çalıştırmadan önce kendini korumaya (sandbox moduna) alır. Bu yapının içinden bir "düzeltme" çıkmamasının sebebi; sistemin, kendi varlığını tehlikeye atacak her türlü liyakatli veya şeffaf girişimi "yabancı madde" olarak algılayıp dışarı atmasıdır. Peki, bu yapı sonsuza kadar mı sürer? Burada biyolojik bir yasa devreye girer: "Uzmanlaşmış (veya aşırı uyumlu) türler, çevresel değişim çok hızlı olduğunda yok olurlar." Bu yapılar, "statükoyu koruma" ve "kendi iç kliklerini besleme" konusunda o kadar uzmanlaşmışlardır ki, küresel dünyanın getirdiği radikal değişimlere (teknolojik devrimler, çip savaşları, kuantum tehditleri) yanıt veremezler. Sistem, kendi "besin kaynağını" (ülke kaynaklarını) o kadar hoyratça tüketir ki, bir noktada "konakçı" (Türkiye'nin reel ekonomisi ve toplumsal yapısı) çöker. Bu durumda "hamam böceği" de ölecektir. Ancak bu bir "iyileşme" değil, sistemin kendi
Felsefe
İnsanlar için durum o kadar vahim durumda hoş içlerinde olmasa da
Yalanlarla, sahteliklerle, kandırmacalarla yaşarken nasıl doğru, gerçek ve şeffaf olacaklarını ya da olduklarını sanıyorlar, merak ediyorum doğrusu. Yaşamınız onların üzerine kuruluysa siz de onlarsınız ki: Olmayan rahatsız duyup kendisini ya da çevresini değiştiriyor çünkü. Uyum sağlaması söz konusu değil: Bir şeyin ucundan tutar ve arada dolaşır. Çoğunluğu baz almak yerine gerçeği ya da doğruyu baz almanız gerekirdi. O yüzden anlaşamıyoruz: Bile isteye anlaşamıyorum. Onlar için sarf edeceğim efor varsa o da hiç bulaşmamaları için olmalı. (: Değişken ruh halinde ve sürekli yenilik- gelişim gösterme sağlarken kendimden dahi bazen sıkılırken sizin ilgimi çekmeniz ne kadar mümkün? Neredeyse herkeste el, kol, beyin, kafa, ayak var. Ama bakınca neredeyse herkesler. Ne konuşacağız, ne yapacağız? Ben sadece oturma sağlandığı için hoşlanmıyorum. Bazen konu açınca da satırdan taşan çizgi muamelesi görüyor hop yine aynı ve saçma konulara giriyorlar. Tavırları bile aynı. Tipleri farklı ama o fark da etkisiz. Yine aynı: Anlamsız ve boş geliyor. Çoğunun yüzü de yok aslında. Duvara baksam en azından onun rengi ya da malzemesi hakkında bir fikir sahibi olabilirdim. Ama insanlara bakınca o da yok. İnsan görüyorum ama insan da insan göremiyorum. Dünyada bitkiler, hayvanlar, kitaplar, şarkılar, filmler... ile sadece ben kalmışım gibi hissediyorum. Hayatı böyle yaşıyorum. İnsanlarla olan kısımlarda önemsiz ve aceleci davranıyorum. Çocukları görüyorum ama bazılarında ışık yok ya da ruhu yetişkin olmuş. Neşeden uzak. Anlıyorum ki acıyla ya da üzüntü ile erken tanışıp olgunlaşmak zorunda kalmış. Onların içini görüyorum: yüzleri olmasa da, göremesem de. Bu bir yandan korkunç ama öbür yandan güzel. Eksisini bırakıp artılarını çoğaltmaya çalışıyorum. Çünkü toplamada sıfır etkisiz olsa üstüne
Hayata Dair
Bu hayatta benim kitabım olmak da var arkadaşlar (Tüm kitaplarımın kenar kapaklarına şeffaf oje sürüyorum zarar görmesin diye)
Şeffaf damlalarla titreyen, ağır Koncanın altında bükülmüş her sak. Seninçin dallardan süzülen ıtır, Seninçin karanfil, yasemin, zambak…
Reklam
Reklam