Dünyanın askeri, teknolojik ve jeopolitik olarak en güçlü süper gücü, aynı zamanda 35 trilyon doları aşan borcuyla dünyanın en borçlu ülkesidir. Batı merkezli düz mantıkla bakan biri için bu bir çelişkidir: "Bu kadar borcu olan bir ülke nasıl süper güç kalabilir?"
Cevap, iktisat tarihinin en büyük jeopolitik illüzyonunda ve gücün tanımında gizlidir.
1. Doların Senyoraj Hakkı: "Bizim Paramız, Sizin Sorununuz"
1971’de Nixon’ın doları altından koparmasından beri ABD, dünyaya karşılıksız borç ihraç ediyor. Amerika’nın borcu kendi bastığı para birimi cinsinden (Amerikan Doları).
Eğer Arjantin veya Türkiye borçlanırsa, dolar bulmak zorundadırlar; bulamazlarsa temerrüde düşerler. Ancak ABD borçlandığında, sadece Federal Rezerv (Fed) bilgisayarlarında birkaç tuşa basarak daha fazla dolar üretir. 1971’de ABD Hazine Bakanı John Connally’nin Avrupalı mevkidaşlarına söylediği o meşhur söz jeopolitik bir yasadır:
"Dolar bizim paramız ama sizin sorununuz."
2. Borcun Kendisi Bir Kaldıraçtır
Finans dünyasında bir kural vardır: Bankaya 100 bin dolar borcunuz varsa o sizin sorununuzdur; bankaya 100 milyon dolar borcunuz varsa o bankanın sorunudur.
Dünyanın geri kalanı (özellikle Çin, Japonya ve Körfez ülkeleri) ellerindeki yüz milyarlarca dolarlık rezervi ABD devlet tahvillerine yatırmış durumdalar. Yani dünyanın geri kalanı, Amerika’nın batmaması için dua etmek zorunda olan "alacaklılar" konumunda. ABD çökerse, ellerindeki tahviller çöp olacağı için küresel sistem ABD borcunu finanse etmeye mahkûmdur.
21. yüzyıl jeopolitiğinde güç, "kusursuz bir bilançoya" sahip olmakla ilgili değildir. Güç; kendi zayıflığını (İran örneğinde ekonomik sefaleti ve vekil yıkımını, ABD örneğinde ise devasa borç sarmalını) küresel sistemin üzerinde bir şantaj ve bağımlılık kaldıracına dönüştürebilme