Uzun bir zamandan sonra yazdığım ilk inceleme. Umarım güzel olmuştur. Hatalarım varsa kusuruma bakmayın.
Jennifer L. Armentrout benim pek anlaşamadığım bir yazardır. Obsidiyen serisine herkes bayılıyor olmasına rağmen ben sadece iki kitabını okuyup bırakmıştım. O günden beri de tesadüf eseri başladığım diğer romanları (Titan, Sağdıç, Hep Seni Bekledim) dışında bu yazarın olduğunu bilerek elime aldığım bir kitabı olmadı. Zaten şu an fark ettim de bu saydığım romanlarını da seri olmalarına rağmen sadece birinci kitaplarını okumuşum. Şöyle bakarsak isteyerek, merak ederek başladığım ilk romanı Lanetli diyebiliriz.
Kitapta başka yazarların serileriyle bu kadar fazla benzerlikler bulmayı beklememiştim. Elbette ilk aklıma gelen serinin yazarının kalemiyle bu kitabın yazarının kalemini kıyaslamak imkansız olsa da işledikleri kurgu birbirlerine çok yakındı. Bu nedenle sık sık "Neden kimse bu noktaya değinmemiş?" diye düşündüm. Halbuki şimdi dönüp bakıyorum da benzerliklere değinen epey türk ve yabancı okur varmış. Bu kısma tek takılan okur olmadığım için memnunum. Özgün kurgularıyla bilinen bir yazar olduğu için benim gibi pek çok okuru bu noktada biraz şaşırtmış.
İlk kitabın hikayeye giriş olacağını düşündüğüm halde ne yazık ki beklentilerimi karşılayamadı. Şimdi bunun nedenlerine gelelim.
Kitabın sürükleyici bulunacak merak uyandırıcı bir konusu var. Düzen, denen bir oluşumun içinde Ivy isimli baş kahramanımız kötülük dolu Fae'lerle savaşıyor. Onları avlıyorlar ve türlerinin dünyayı işgal etmesine engel olmaya çalışıyorlar. Ivy'nin eski erkek arkadaşı ve üvey anne babası korkunç bir olayda ölüyorlar. Ivy de o günden bu yana hayatına alabildiği, güvenebildiği tek insan/canlı(varlık, yaratık?) Düzen'de bulunan en yakın arkadaşı Val ve bir mezarlıkta yaralı halde bulduğu