10/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2026 10:07
Bazı kitapların etkileri derin oluyor.. Onlardan biriydi 'Annemin Uyurgezer Geceleri' Okurken üç kuşak ; anneannem, annem ve ben hayatlarımızın bazı travmatik anılarını sorguladığım anlar oldu. Hikayelerimiz kitaptaki karakterlerle çok benzemese de, birbirlerinin annesi ve çocukları olan kadınların tüm kadınlarla ortak bir noktası vardı Hayatlarımıza giren erkeklerin, baba, kardeş, eş, sevgili, dost fark etmeksizin yaşamlarımızı hem peri masalına aynı zamanda da kabusa çeviren yegane varlıklar oldukları gerçeğiyle yüzleştiriyor okuyanı.. Ve hayat ne kadar uzun gözükse de bir gün son bulacak , yaşanan her şey ve herkes in varlığı bir gün unutulacak.. Hayatı ne kadar uzın yaşadığınız değil, nasıl yaşadığınız ve kimin hikayesinde nasıl bir yeriniz olduğu önemli. Annesinin yokluğuna hala alışamamış,onun yasını derin yaşayan biri olarak, içinde ANNE geçen her hikayenin bende bıraktığı izleri kaydediyorum ruhumda bir köşeye, o köşe ki, üzerinde dantelleri ve bir vazoda taze çiçekleri olan zigon sehpa, bir berjel yanında eski ama hala zamana yenik düşmemiş kilitli bir dolaptan ibaret... Yüreğine kalemine sağlık sevgili Ayfer Tunç 🩵 Ayfer Tunç
İnceleme
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20267,3bin okunma
Puan vermedi·240 syf.·
2026 5. kitabı
Meğer biz yıllardır sinirle ağzımızdan kaçan kelimelerle küçük bir kültür tarihi yazıyormuşuz da haberimiz yokmuş. ‍ Kitap, küfrü ne ahlaki panik nesnesi ne de ucuz bir mizah aracı olarak görüyor; tam tersine, onu ciddiye alıyor. Ama öyle kasıntı bir ciddiyet değil bu. Roache, küfrün neden şoke edici, neden kaba ve aynı zamanda neden eğlenceli olduğunu anlatırken dilbilim, psikoloji ve felsefeyi aynı masaya oturtuyor. Masada bir de kahve var, muhtemelen soğumuş, çünkü anlatı o kadar akıcı ki bırakıp kalkmak istemiyorsun. Küfür dediğimiz şeyin sadece “ayıp kelime” olmadığını; güçle, otoriteyle, bastırılmış öfkeyle, hatta rahatlama ihtiyacıyla nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. Bir noktada kendimi, “Ben bunu sinirden mi söylüyorum yoksa bilinçaltım mı konuşuyor?” diye düşünürken buldum. Spoiler: İkisi de. Kitap, küfrü aklamaya çalışmıyor ama yerin dibine de sokmuyor. Ne “küfür çok kötüdür, yapmayın”cı, ne de “küfür candır”cı. Arada, tam ortada duruyor ve oradan bize göz kırpıyor. Özellikle küfrün neden bazı durumlarda rahatlatıcı, bazı durumlarda ise incitici olduğuna dair bölümler çok iyi. Yani biri ayağına sehpa çarpınca edilen küfürle, birine yöneltilen küfür arasındaki farkı nihayet bilimsel olarak savunabilecek malzemem var. Aile toplantılarında lazım olabilir. :) Kitabın mizahı da dozunda. Yüksek sesle kahkaha attırmıyor belki ama sık sık sırıttığını fark ediyorsun. Sonuç olarak bu kitap, küfürle derdi olanlara da küfürle barışık olanlara da hitap ediyor. Hem düşündürüyor hem eğlendiriyor; hem “aa bak bu yüzdenmiş” dedirtiyor hem de “tamam tamam, bir daha sövmeyeceğim… Belki” noktasında bırakıyor. Küfür tarihine bu kadar keyifli bir giriş beklemiyordum açıkçası. Ağzı bozuk ama aklı çok temiz bir kitap. :) Tavsiyemdir.
1000Kitap
Yok Ebesinin ÖrekesiRebecca Roache · Düşbaz Yayınları · 20253 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·168 syf.··
2025 52. kitabı
Oz Büyücüsü’nün devamı olan Muhteşem Oz Diyarı, Teneke Adam ve Korkuluk gibi tanıdık karakterlerin yanı sıra Tip, Kabakkafa, Sehpa At ve Çizgili Böcek gibi yeni kahramanları da hikâyeye dâhil ederek Oz evrenini genişletir. Yazar, Oz Diyarı’nın büyük ilgi görmesinin ardından, okuyuculardan gelen yoğun talep üzerine bu eseri devam niteliğinde kaleme almıştır. Bir çocuk kitabı gibi başlayan anlatı; neşeli, renkli ve fantastik bir dünyanın kapılarını aralasa da, satır aralarında yetişkin okuru da yakalayan derin sorgulamalar barındırır. Tip’in kimlik arayışı, aidiyet ve birey olma meselesi üzerinden ilerleyen hikâye; okura “kim olduğumuz” ve “kim olmamız istendiği” sorularını sordurur. Kabakkafa, Sehpa At ve Çizgili Böcek gibi karakterler ilk bakışta yalnızca eğlenceli figürler gibi görünse de, aslında farklılık, ötekilik ve birlikte var olma hâllerini temsil eder. Teneke Adam ve Korkuluk ise bu romanda yalnızca yol arkadaşı değil; düzen, adalet ve yönetim fikrinin sembolleri hâline gelir. Oz Diyarı’ndaki kaos, kayıp prensesi bulma yolculuğu ve taht mücadelesi, masalsı bir atmosfer içinde iktidar, meşruiyet ve toplumsal düzen gibi kavramları sorgulatır. Fantastik unsurların yoğun olduğu bu anlatı, yer yer toplumsal sorunlara ince göndermeler yaparak çocuk edebiyatının sınırlarını aşar. Eserin Türkçedeki etkileyici gücünde çevirmen Özlem Özbal’ın payı büyüktür. Fantastik evrenin kendine özgü dili, kelime oyunları ve mizahi tonu Türkçede doğallığını koruyarak akmaktadır. Özbal, yalnızca metni bir dilden diğerine aktarmakla kalmamış; Oz Diyarı’nın ruhunu, ritmini ve çok katmanlı yapısını ustalıkla Türkçeye taşımıştır. Çocuk okur ile yetişkin okur arasında kurulan dilsel denge, karakterlerin canlı ve ayırt edilebilir sesleriyle birleşerek okurun metnin içine rahatlıkla
Muhteşem Oz DiyarıL. Frank Baum · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022750 okunma
10/10
·408 syf.·
2025 71. kitabı
Merhaba sevgili okur gerilim edebiyatının usta kaleminden Uykularınızı kaçıracak Şahane bir psikolojik gerilim romanın yorumu ile karşınızdayım. Huzur mutluluk yeni başlangıç umuduyla yeni bir eve taşınan ailenin; duvarlar ardında saklanan geçmişle yüzleşme hikayesi… Adam ve Jess, üç çocuklarıyla birlikte sonunda rüyalarını süsleyen eve kavuşurlar. Yüksek tavanları, uzun pencereleri, göğe uzanan baca yığınlarıyla Victoria tarzı kocaman bir ev. Kısacası her şey mükemmel görünüyor lakin fazlasıyla da bakım ve onarıma ihtiyacı var. Adam, çatı katındaki yatak odasında duvarın arkasına gizlemiş yepyeni bir oda keşfediyor. Köşesi örümcek ağlarıyla dolu, çıplak tuğlaya çivilenmiş eski halılar yıpranmış bir berjer yanında minik bir sehpa ve şifoniyer. Şifoniyere gizlenmiş saat, cüzdan, eski telefon gibi kişisel eşyaların koleksiyonu. Ve o eşyalardan gelen karanlık ve kasvetli bir geçmiş… Odadaki karanlık öyle yoğun ki bu his tıpkı kör olmak hatta toprağın altına gömülmek gibi… Yeni evin yabancı sesleri, eski tahtalarının gıcırtısı tanımadığı odalarda dolaşan havanın ritmi Adam’ı her ne kadar rahatsız etsede maalesef merakına yenik düşüyor ve geçmişi kurcalamaya başlıyor. Tıpkı bu ev gibi kendi sırları olan Adam, hem ailesini hem de kendinin büyük bir tehlikeye atacak bir dizi olayın içinde buluyor Ve geçmişin gömülü kalmasının daha iyi olduğunu fark ettiklerinde, çok geç oluyor... Görünmez aile çatlaklarını güveni ve paranoyayı ustalıkla işleyen temposu sayfa sayfa yükselen sürükleyici bir psikolojik gerilimdi. Tek kelimeyle olağanüstü bir eserdi. Tavsiyedir
Rüya EvT. M. Logan · The Kitap Yayınları · 2025171 okunma
8/10
·216 syf.··
2025 19. kitabı
Kitap kapağında 'İyi Hisset Serisi' yazıyor. Gerçekten de okurken sizi dinlendiren, düşünmenizi ya da yorumlamanızı gerektirmeyen, edebi dili olmayan bir eser. İçerisinde sunduğu kitap ve müzikler çok başarılı. Paylaşılan alıntılar da öyle. Kitapla kurulan bağlantı çok içten. Her duygunun kitabının farklı olduğunu söylüyor yazar, ve o kitabı okuduğunuzda şifalanacağınızı. Bunu kitap okurlar bilir zaten :) Kore dizisi izlemek gibi kitap içeriği, kapağı da orta sehpa aksesuarı gibi :) Ben sevdim ama siz yine de beklentiyi yüksek tutmayın :)
Soyang-ri'nin Kitap MutfağıKim Jee-Hye · Athica Yayınları · 2025664 okunma
10/10
·228 syf.··
Beğendi
·
2025 57. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 02 Ekim 2025 12:48
Ben ne okudum ya. 10 üzerinden 20 verebiliyor muyuz. Beni bu yazar ile kim tanıştırdı hatırlamıyorum. Ayağına taş, çakıl, sehpa, kapı vb şey değmesin Biliyorum bir çoğunuz yazarın adını ilk defa duydunuz. Elbet bir ilk vardır her zaman. Ben de taysiye üzerine *Taş ve gölge *adındanki kitabı ile başladım okumaya. Gayet beğendiğim bir kitaptı. Ama bu İstanbul İstanbul adlı kitap bir başka. Yer altında 2 metrekarelik bir hücrede işkence gören, Öğrenci Demirtay, Doktor, Berber Kamo ve Küheylan Dayı. Konu çok basit gibi duruyor ama öyle değil işte. O iş öyle değil derler ya o hesap. Evet üç tarafı duvar, bir tarafı parmaklık ama, kocaman bir İstanbulu hücreye sığdırmayı başarabiliyorlar. Birbirlerine sarılıyorlar üşümemek için hayatta kalmak için, sadece fizik yakınlaşma değil. Birbirlerinin hikayeleriyle kendilerini ayakta tutuyorlar. Koridorun sonundaki kapının her açılışında işkence sırasının kendilerinde olduğunu düşünüp, diğer arkadaşının bu sefer kurtulduğuna sevinebiliyorlar. Bir kitap değil bu kitap. Hücredeki herkesin ayrı bir hikayesi var. O kadar güzelki. Ayrı ayrı hikaye kitabı olabilecek kapasitede de. Altı çizilecek bir çok kısım var. Ben pdf olarak okudum ama bu kitap elimin altıda da olmalı. Yani kısacası okunmalı diyorum. Acelesi yok ama yarın başlayın işte
İstanbul İstanbulBurhan Sönmez · İletişim Yayınları · 20191,289 okunma