"Bu mektup, Korel'in Turuncu'suna yazıldı, ölmeden birkaç saat önce. Turuncu diyorum çünkü bunu artik sana söylemeyi kendimde hak görüyorum çünkü seni ilk tanıyan Korel gibi hissediyorum uzun zaman sonra; o Korel, Minel'e Turuncu demeyi hak ediyordu.
Biz seninle beraber büyüdük, ne şekilde olduğu önemsiz ya da ne uğuruna. Biz seninle ikimiz, bütün o karmaşaların ortasında en masum olan taraflardık, sen benden daha masumdun, bunu kabul edebilirim ama ben de seninle büyüdüğüm zamanlarda fazlasıyla masummuşum, Minel. Yaşamaya hevesim vardı, gülümseyebiliyordum, hayallerim de vardi üstelik. Kalp yetmezliği olan bir adamin hayal kurması yanlış, demişti bir keresinde babam bana.
Bir babanın oğluna acımasız bir şekilde öleceğini dile getirmesi kalp kırıcı ama ben üzülmemiştim çünkü hiçbir zaman şu aptal, bozuk kalbim yüzünden öleceğimi düşünmedim.
Öyle de oldu. Yine bir kalp için öldüm ama bu kalp yetmezliğinden olmadı ve yetmeyen de hiçbir zaman benim kalbim değildi. Bir kalp hiç yetmedi, o kalp sana aitti; beni sevmek nasıl bir kalp isterdi, bilmiyorum ama sen beni hiç sevmedin. Çünkü benim bozuk kalbimle hissettigim, senin hissettiğinle aynı olamaz. Buna kimse beni inandıramaz. Dinle, Minel; sarılmadın bile bana, senden öğrendim sarılmayı ama sen bana bir kez daha sarılmadın. Seven insan sarılmaz mi? Ben o kadar seye rağmen...
Her neyse.
Hayır, üzülme. Bunları seni üzmek için söylemiyorum, sadece hislerimden söz etmek istedim, hissettirdiklerinden. Hayır, ağlamak yok, bana hissettirdiklerin yüzünden hayata küsmeni istemiyorum. Amacım asla bu değil, aksine sen yaşa diye ben öldüm, sen yaşa diye bozuk bir kalp durdu, sen yaşa diye ben kendimden vazgeçtim.
Sev, Minel, sevmeyi ögren. Gerçekten saglıklı birini sev, istemeden seni incitmeyecek, canını emanet edebileceğin