"Ben senden karnımı doyuracak bir iş, bir küçük iş istiyorum," dedim.
"O zaman zor," dedi, "hem diploma ister, hem de yarışma Sınavına gireceksin. Geçen gün adliyede bir kâtiplik için dörtyüz lise mezunu sınava girdi de, üniversiteyi yarıda bırakmış bir tanıdığın oğlunu, sınavı zorla kazandırıp işe aldık. Senin diploman olmadığına göre, biz sana yüksek bir iş bulacağız."
Ben asıl kime sövüleceğini çok iyi bilirim ama, sövülecek olana sövünce başım derde giriyor. Yani çorbadan ağzım çok yandığından, ben de şimdi yoğurdu bile üfleyerek yiyorum. Asıl sövülecek olanlara, sövülmesi gerekenlere sövüp saysak, polis yakamıza yapışır. Biz de asıl sövmemiz gerekenlerin yerine feleğe söveriz. Bu millet feleğin olmadığını bilmez de mi yatar kalkar feleğe söver, hiç durmaz boyuna feleğe ilenir? Bilir bilmesine... Ama feleğe söverken, feleğe ilenirken, kime sövüp ilendiğini bilir, yüreğinin ataşını söndürür. İleneceklere ilensek mahkemeye verirler, hapislere atarlar. Millet de yolunu bulmuş; feleğe söver, kadere ilenir, yazgısını yerer.