Rönesans işte o Bizanslı göçmenlerin getirdikleri Greko-Latin kültürünün ışıkları ile ilk defa Avrupa kıtasının bu köşesinde parlamaya başlamış ve
nihayet bugünkü Batı medeniyetinin aydınlığını yaymıştır.
Biz de Kemalizm hareketinin dünyaya yaydığı milli uyanış ve kurtuluş hareketini tarihin buna benzer bir uyanış ve kalkış dönemi saysak daha doğru bir görüşte bulunmuş olmaz mıyız?
Ve nihayet, bir gün gelip, Mustafa Kemal'i de bizim elimizden almaya kalkışmışlardır. Onu ya ana, ya baba tarafından Türk'ten gayrı bir sürü ırklara
mal etmek istemişler veya hiç değilse bu kadar yüksek bir insan örneğinin Türk dünyası gibi geri ve çorak bir muhitten çıkmış olmasına esef etmişlerdir.
"Türk Tarih Kurumu"nun altı yedi yıllık, arkeolojik ve antropolojik araştırmaları, ortaya, Avrupalı tarihçilerin tezlerini altüst eden yepyeni bir tarih metodu koydu. Bu metoda ve bu metot sayesinde meydana çıkan vesikalara göre, artık kanaat getiriyoruz ki , Türkler, bu tarihçilerin tefsir ve iddia ettikleri gibi , insanlık tarihinde yalnız akın ve fütuhat yapmış, yalnız yıkıcı bir rol oynamış bir millet değildir. Belki , bunun tamamiyle aksi ne olarak, yeryüzünün her tarafında (Avrupa da dahil olmak üzere) teşkilatçı , kurucu ve medenileştirici bir unsur kabiliyetini göstermiştir.
Nitekim, bu sıralarda, bir gün, devrin Hariciye Nazırı ile dış politikaya dair bir hasbıhalde bulunmaya gitti. Lakin, bir Nezaret'in intizar salonunda iki saat süren bir beklemeden sonra, ancak Nazır'ın resmi bir sükut ile karşılaştı. Meğer, kapılar ona hala kapalıymış. Gene bu sıralarda bir genç muharrir,* mensup olduğu bir mecmua namına, onun ağzından Çanakkale destanının bazı safhalarını dinlemeye gitmişti. Fakat bu mülakatın çıktığı mecmua birkaç gün içinde ortadan yok edildi. Demek ki, lstanbul'u kurtarana lstanbul matbuatına birkaç söz söylemek hakkı bile verilmiyordu.