Herkes acıyı ya da hastalığı alt ettikten sonra ruhunun derinliklerinde -ne kadar belli belirsiz, cılız olsa da- bir üzüntü duyar. Uzun süre, yoğun bir acı çekenler toparlanmayı isteseler de, olası iyileşmelerini bir yitim olarak görme eğilimindedirler. Acı varlığın ayrılmaz bir parçası olduğunda, onun aşılması, yitirilen bir nesne gibi ister istemez üzüntü yaratır.
Komşumun benden daha çok acı çektiğini ya da İsa'nın herkesten çok acı çektiğini kim söyleyebilir? Acıya nesnel bir değer biçilemez çünkü o dışarıdan gelen bir zarara ya da organizmadaki belli bir bozukluğa göre değil, bilincin onu yansıtma, duyumsama biçimine göre ölçülebilir. Kaldı ki, bu açıdan bakıldığında, her türlü hiyerarşi olanaksızlaşır.